Fotoğrafçı Olmak Üzerine

Geçen zaman, büyük yapıtların ve önemli kişiliklerin varlığını tescillemeleri konusunda her zaman olumlu bir role sahip olmuştur. Bugün görülen gerçek, Yıldız Moran’ın ülkemizde yetişen en önemli fotoğrafçılardan biri olduğu üzerinedir. Yıldız Moran, İngiltere’de aldığı eğitim ile o günlerde hiçbir Türk fotoğrafçının bilmediği teknik ve estetik bir donanıma sahip olmuştur.

22 yaşında Türkiye’ye dönen Yıldız Moran, özellikle stüdyo ve portre fotoğrafçılığı konusunda büyük deneyim kazanmış, John Vickers’ın yanında asistanlık yapmıştı. Bu deneyimini de, o dönemlerde çektiği sanatçı portreleri ve Anadolu fotoğraflarında başarıyla yansıtmıştı. Fakat o günlerde sadece Türkiye’de değil, dünyada da fotoğraf sanatı henüz tam anlamıyla şekillenmemişti.

Moran, genç yaşında edindiği fotoğraf tecrübesini arşivindeki zengin doğa, yaşam ve insan fotoğrafları ile birleştirince, sonuç çok etkileyici olmuştu. Bununla da kalmamış Anadolu’ya yaptığı gezilerle kalkınma dönemindeki Türkiye’nin değişik yüzünü kendine özgü bir yaklaşımla ve her türlü teknik malzemenin eksikliğine rağmen başarıyla unutulmaz fotoğraflara dönüştürmüştü. Yıldız Moran, fotoğrafın belge yönünün yanında, sanatla olan bağlantısını, fotoğraflarını çektiği 1950-1962 yılları arasında 12 yıllık bir sürede başarıyla çözmüştü.

Yıldız Moran sergisinden bir kare
Yıldız Moran sergisinden bir kare

“Düşüneceksiniz, neyi nasıl yapacağınızı, çekeceğinizi kafanızda tasarlayacaksınız. Öyle ki ilgili her teknik sorun, konunuzla aranızdan çıkacaktır. Çıkacak kadar hâkim olacaksınız duruma. En yeni gelişmeleri, en yeni olanakları arayacaksınız.” 

Dünyada, hemen hemen her konuda olduğu gibi fotoğrafçılık alanında da erkek egemenliği hâkimdir. Kadın fotoğrafçılar, tarih boyunca yepyeni bir duyarlılık alanını yaratmış da olsalar, bu mesleği tercih etme konusunda sayılarının azlığı nedeniyle biraz kategori dışında bırakılmışlardır. Yıldız Moran da yakın bir zamana kadar hep kadın fotoğrafçılar kategorisinde anılmıştır. Kendisine haksızlık yapıldığı düşüncesi de fotoğraf dünyamızda yaygındır. 

Oysa Yıldız Moran, bambaşka bir sanatçı duyarlılığına sahiptir. Onun bakış açısı ve fotoğraflarının taşıdığı duyarlılık ve kalite yıllarda bütün tartışmaların ötesinde adeta bir hakkın iade edilmesi olarak ele alınabilir. Fotoğraf stili, hiçbir yere bakmadan fotoğraflarını üretmesi ve kendine has “aura”sıyla Moran, dünya fotoğrafında özellikle 2000’li yıllardan sonra hak ettiği yeri almıştır.

Yıldız Moran, daha sakin bir biçemi yeğlediği, fotoğraflarında gövde gösterisine gitmediği için erken dönemlerde bazı fotoğrafçılara göre başlangıçta daha az anılmıştır. Ama, deyim yerindeyse daima sanatın tam kalbine yönelmiştir. Mürit-mürşit ilişkisine asla girmemiştir. Kendi dünyasında, içindeki o naif sesi dinleyerek fotoğraflarını üretmiştir. Günümüze geldiğimizde ise, geçmiş yıllarda çok ilgi çeken fotoğraflar ve fotoğrafçılar unutulurken, Moran’ın fotoğrafları her geçen gün daha kıymetlenmiştir.

Yıldız Moran, Otoportre/Self portrait, İstanbul, 1955
Yıldız Moran, Otoportre/Self portrait, İstanbul, 1955

Gelenekten Geleceğe Yıldız Moran

Fotoğraf, bir kültür olayıdır. Her sanat dalı, o konu için üretilmiş eserler ve bu eserlere ait bilgi ve kuramlar üzerinden değerlendirilir. Batı terbiyesi alan Yıldız Moran’ın, hayat hikayesine kısaca bakacak olursak; 1932 doğumlu Yıldız Moran, Nemide Moran ile A.Vahid Moran’ın üç çocuğunun en küçüğüdür. Sanatın içinde büyüyen Moran’ın teyzesi edebiyatçı Müfide Ferit Tek, dayısı ünlü sanat tarihçisi Mazhar Şevket İpşiroğlu ve yengesi de Nazan İpşiroğlu’dur. Kültürü ve sanatçı sezgisi vardır. Bunu aldığı eğitimle birleştirmiştir Yıldız Moran. Aynı zamanda Türkçe ve İngilizce dillerinde büyük bir hâkimiyeti vardır.

Yıldız Moran’ın babası iyi bir amatör fotoğrafçı da olan A.Vahid Moran, yurt dışında görevliyken edindiği dil üzerine birikimlerini bir sözlük hazırlayarak yaşama geçirmiş ve ülkemizin ilk dönem en iyi kaynaklarından biri olan Adam Yayıncılık’tan çıkan “Büyük İngilizce-Türkçe Sözlük”ü dil dünyasına kazandırmıştır. Aslında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1945 yılında basılan bu sözlüğün ilk hali, henüz yazı devrimi yapılmadan, 1924 yılında latin harfleriyle Frateli Halim Yayınevi’nden çıkmıştır.

“Memnunum, şaşırtıcı bir ilgi gördüm ve hep o ilgiye layık olmaya çalıştım. Ne var ki, insanın kendi içinde savaşı var. Fotoğrafın kavramını bulmaktı sorun. Onu bulup geliştirmek. Fotoğraf sanatının bana göre ve benim seçtiğim yöndeki sınırlarını zorlama ve buna göre yönlenmek gerekiyordu.”

Yıldız Moran’ın İngiltere’de aldığı eğitim, onun Anglosakson bakış açısıyla Türkiye’de edindiği kültürü başarıyla harmanlamasını yanında getirmiştir. Yıldız Moran özellikle Anadolu fotoğraflarında olağanüstü bir duyarlılığı yakalamış, yaklaşımındaki hümanizma ile insanları mekânlarıyla birlikte başarıyla saptamıştır. Onun fotoğraflarında yaşamın doğal akışı içindeki şiir, doğru anlarda deklanşöre basılarak saptanmıştır. Yalınlık, Moran fotoğraflarının anahtarı olmuş ve kendisi hiçbir zaman oryantalizmin tuzağına düşmemiştir.

Fotoğraf uzaktan kolaymış gibi gözükse de sayısız tuzaklarla doludur. Portre çekildiğinde portrenin sevimliliği, mekân çekildiğinde ortamın otantikliğı, manzara konu edildiğinde ise çevrenin güzelliği, izleyiciyi kandırmaya yönelik noktalar olarak fotoğrafta belirir. Oysa Yıldız Moran kalbinin sesi, daha doğrusu var olan sezgisi ile fotoğraflarını çeker. Ne İngiliz manzaracıları gibi pitoresk eğilim, ne de  Magnum ekolü gibi ön-arka planların yarattığı dinamizmi kullanır. Elinde gözün görüş açısıyla flört eden sabit objektifiyle kare formatın dinginliğini fotoğraflara taşıyan ve onun imgelemindeki siyah beyaz dünyayı yansıtmasına izin veren 6x6cm Rolleiflex vardır. Bundan başka da hiçbir şeye gereksinimi yoktur Yıldız Moran’ın, sezgisi ile konuya yaklaşıp deklanşöre basmanın dışında.

“Mesela, elma yiyen bir çocuk resmini çekersiniz, bu resim elma yiyen bütün çocukların sembolü olur. İşte o zaman bu eser, muvaffak olmuş bir eserdir. İçindeki mana yeterli değilse, ışık ve kompozisyon ne kadar mükemmel olsa çekmem. Mühim bir şey anlatmak için ışık ve kompozisyonu yardımcı alarak kullanırım.”

Onun fotoğraflarında, karenin içine özenle seçilerek alınan insanlar, her ne kadar çevreleri 1950’lerin yoksulluğuyla kuşatılmış da olsa, sessiz kahramanlara dönüşürler. Yıldız Moran onlara müdahale etmez, kameranın karşısında bir belgesel filmdeymişçesine kendi oyunlarını -hayatlarını- oynamalarına izin verir. Yaptığı tek kurgu, güneşin altında fotoğraf denen o büyülü icadın görüntüleri zapt etmesine izin vermesidir. Hiçbir teknik oyuna heves etmeden göz nasıl görüyorsa, Moran da fotoğraflarına öyle bakmıştır. Günün değerlerine değil, evrensel bir “motto”ya yönelmiş olması, zaman içinde Moran fotoğraflarını daha değerli kılmıştır.

Tüm fotoğraf yaşamını 12 yıla sığdırdı Yıldız Moran. Sonrasında, büyük bir aşk ile bağlandığı Türkiye’nin en önemli şairlerinden Özdemir Asaf’ın eşi olmayı seçti. Çocukları için fotoğrafı bıraktı. Tam zamanlı bir iş olduğunu söyledi fotoğrafın. Önemli olan karar vermesi değil, verdiği kararı hiçbir zaman pişmanlık duymadan uygulamasıydı. Belki de onu Türk fotoğrafının kraliçesi yapan en büyük nedenlerden biri de bu kararıdır. Ve ne güzeldir ki, bir Cumhuriyet kadını olan Yıldız Moran, bu sınırlı süre içinde yapmak istediklerini büyük bir özenle yerine getirmiş, fotoğrafımızda uzantıları bugüne kadar gelen yeni bir estetiğin temsilcisi olmuştur.

“Anadolu’da dolaşırken garip karşılanıyordum. Ama kadınların fotoğraflarını çekerken de kadın olmam büyük bir avantajdı. Hep izin alarak çektim fotoğrafları. Sözlü ya da yazılı. Kimsenin mahrem yaşamına girmeye hakkımız yok. Ben buna çok dikkat ettim. Çeşitli kültürleri bünyesinde barındıran güneşli, zengin, sanatsal birikimi olan Türkiye’miz, insanlarının yalın olması sebebiyle de fotoğrafçılar için bir cennettir.”

Bugün İstanbul Modern Müze’nin 4. katındaki fotoğraf galerisini onurlandıran “Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı” sergisindeki 86 fotoğraf, yaşasaydı bugün 86 yaşında olacak Yıldız Moran’ı yeniden okumak ve kendisini günümüzün sanat anlayışı içinde değerlendirmek için iyi bir fırsat. Bugün sergiyi gezen on binlerce ziyaretçi, o günlerde Yıldız Moran’ın ne yapmak istediğini şimdi çok daha iyi anlıyorlar.

Kıymetli fotoğrafçımız Yıldız Moran, iyi ki varsınız.