Bir fikrin, davranışın eylemin, duygunun, bir kavramın ya da bir nesnenin simgelerle, sembollerle ifade edilmesi alagori olarak nitelendirilir. ‘Söylemek’ ve ‘kastetmek’ manâsına gelen alegori iki anlamlı bir önermedir, biri düz anlam, öteki de anlatılmak istenen anlamdır. Edebiyatta özellikle Osmanlı Türkçesiyle yazılmış eserlerin çoğunda ikinci anlamı tasavvufî anlamla karşılık bulur. Genelde çift katmanlı aşk mesnevileri olan bu eserler, hem iki kişi arasındaki dünyevi bir aşk ilişkisini, hem de tasavvufî anlamda bir Tanrı aşkını anlatır zamanda. Alegorik anlatımın temel özellikleri arasında kişileştirme, içsel bir çatışma ve arayış vardır. Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme sanatı olarak da anlam bulan alogori artık yüzyılımızda plastik sanatlarda da özel bir anlatım dili olmuştur. Soyut bir düşünceyi heykel ya da resim ile göstermek, örneğin adalet düşüncesinin gözü bağlı ve elinde terazi bulunan bir kadınla anlatılması gibi. Yusuf Has Hacib’in eseri Kutadgu Bilig, Türk yazınındaki alegorik yapıtlardan biridir. Eserde “Adalet”, “Saadet”, “Devlet” ve “Akıl” iyi bir devletin nasıl olması gerektiği konusu tartışılır ve bununla ilgili öğütler verilir.. Bu soyut kavramların insan simgesi ile verilmesi “Alegori”dir. Daha çok fabl’larda görülür. 

Semih Büyükkol - Yüzleşim I, T.Ü.Y.B, 100x100cm, 2015
Semih Büyükkol – Yüzleşim I, T.Ü.Y.B, 100x100cm, 2015

Yüzyılımızın düşünürlerinden Derrida ya göre de anlam, karşıtlık içinde başka bir anlama gönderme yapmaksızın doğamaz, ve anlamın sınırları dil’in tarihselliği içerisinde sürekli yer değiştirir; çünkü göstergeler her zaman başka anlam bağlamlarından geçerler, başka anlamlara gelirler, başka anlamlara vurgu yaparlar. Bağlamdan bağlama değişen göstergeler zincirinde anlam, dolayısıyla durmadan değişen bir nitelik arz eder. Derrida bağımsız bir gösterilenler alanının olamayacağını ileri sürer. Burada iki önerme belirginleşir: Birincisi, bağımsız bir gösterilenler alanının olanaksızlığı ve ikincisi, hiçbir şekilde ya da herhangi bir şekilde bir gösterge dizgesinden kaçılamayacağı. 

Buna göre, anlama işaret eden işaretlerden ya da göstergelerden bağımsız bir anlam alanının olamayacağı gösterilmiş olunur, yani hiçbir koşula bağlı olmayan bir bulunuşun ya da mevcudiyetin söz konusu olamayacağı belirtilir. Her gösteren, başka bir göstereni gösterir ve buradan elde edilecek olan yalnızca mevcudiyet değil anlama kaynaklık eden “gösterge zinciri “dir. Böylece “anlam oyunu” sonsuz/ bitimsiz bir oyuna dönüşür. foucault ‘ya göre de, anlamın simgeleştirilerek verilmesi, iktidarın toplum ve birey üzerindeki kontrol mekanizması üzerine kurulu olup, buna göre iktidar her türlü marjinaliteyi kontrol altında tuttukça varlığını sağlıyordu. İnsanların hepsi adeta sınırları çitle çevrilmiş bir oyun parkında oynayan çocuklar gibidirler. 

Semih Büyükkol’un resimlerine baktığımız zaman plastik açıdan müthiş bir uyum ve denge içinde olduklarını görürüz. Salt gerçekliği yansıtan titiz bir işçilik ve hiperrealistliğe yakın bir anlatımı benimsediği gözlerden kaçmaz. Anlatımı kadar güçlü bir plastiği de sahip bu resimlerde vurgu, anlatılmak istenen insan yüzleriyle ifade edilmiştir. İlk bakışta sağlam bir portre olarak göze çarpan bu resimler aslında birer anlatım aracıdır. 

Politik bir anlamı da içinde barındıran bu resimler aslında insanın insana zulmünü eleştirel bir açıdan gözler önüne serer. Kısıtlanmış özgürlüklerin, bağımsız yargının, insan haklarına saygılı insan ve toplum özlemiyle “insanı en iyi ifade eden yüzdür” inancıyla çeşitli insan yüzleriyle yansıtır söylemek istediklerini. İnsanın kendi haklarına sahip çıkması kadar baskasının haklarınada saygı göstermesi demokratik toplumun olmasa olmazıdır. 

Büyükkol’un “Yüzleşim 1” adlı bu resminde kendi portresi üzerinden anlatımını naylon poşetin burnunu ve ağzını kapattığını görmekteyiz. Gergin yüz hatları ile yüze yansıyan yaşadığımız çağın evrensel boyutta açmazlarını sorgulamaktadır. Resim plastik açıdan son derece başarılı olup, adeta Barok’un ışık-gölge karşıtlıklarının başarılı bir şekilde kullanıldığı görülür.Yüzdeki gergin ifadenin emperyalist güçlerin baskıcı tutumuna meydan okuyan başkaldıran insan profili alogorik bir yaklaşımla ele alınmıştır. 

Semih Büyükkol - Yüzleşim II, T.Ü.Y.B, 100x100cm, 2015
Semih Büyükkol – Yüzleşim II, T.Ü.Y.B, 100x100cm, 2015

Yine Büyükkol’un “Yüzleşim anlamı güçlendirmek adına II” adlı eserinde de resme yapısökümcü bir anlayışla yaklaşıldığını görüyoruz. Derrida bu bağlamda göstergelerin gösterenin anlatım dilinden yola çıkarak anlamın dilinin güçlendirildiğinden bahseder. Bu resimde de bir kadın portresi üzerinden yine açık koyu kontrastlığı ile güçlü bir plastiği görüyoruz. Bir kadının acıyan yaralarına tam da izleyenin gözünün içine bakarak yara bandı yapıştırması görünen anlamının dışında içinde yaşadığımız toplumun yaralarına kadın açısından parmak basmakla içsel anlamı simgesel olarak yansıtılmıştır. Kadına şiddet, tacizler, çalışma hayatındaki eşitsizlik gibi çoğu konu tüm dünyanın evrensel kadın sorunları olarak da yüz yüze kalınan ve önemsenerek eleştirilen konular bir kadın yüzü üzerinden yansıtılmıştır. 

Semih Büyükkol - Yüzleşim IV, T.Ü.Y.B, 100x100cm, 2015
Semih Büyükkol – Yüzleşim IV, T.Ü.Y.B, 100x100cm, 2015
Semih Büyükkol - Yüzleşim VI, T.Ü.Y.B, 100x100cm, 2015
Semih Büyükkol – Yüzleşim VI, T.Ü.Y.B, 100x100cm, 2015

Büyükkol’un “Yüzleşim III” ve “Yüzleşim IV” , “Yüzleşim V)” isimli çalışmaların da da yine yüzlerde ağzı kapatılmış, iple bağlamış insan yüzleri görmekteyiz. Plastiği son derece başarılı, ışık kontrastının çok iyi verildiği iki resim daha. Yüzlerde yine gergin ifade…İzleyicinin gözlerinin içine bakan tedirginliğini izleyiciye aktaran, onun sorunlarını da sorgulayan yüz ifadeleri. Kısıtlanmış özgürlüğünün tüm insanlığın sorunu olduğunu vurgulayan bir içten ve vurucu anlatım… 

“Yüzleşim, VI”, “Yüzleşim VII” ve “Yüzleşim VIII” adlı resimlerinde de aynı kısıtlanmış yaşamlara, düşünce özgürlüğüne, toplumda yalnızlaşan insanın kısıtlanmış yaşamlarına vurgu yapan, insanla ilgili insani tüm açmazları insan yüzü üzerinden sorgulayan aynı zamanda öğretim üyesi olan Semih Büyükkol’un postmodern dönemin yapıbozumu bağlamında yaptığı yeni çalışmalarında yeniden buluşmak üzere…