Mübin Orhon 1924 yılında İstanbul’da doğdu. Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın torunudur. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da yaptı. 1947’de Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi ve 1949’da ekonomi doktorası yapmak için Paris’e gitti.  Ancak mesleğinden çok resim sanatına ilgi duyması nedeniyle aynı yıl bir süre Academie de la Grande-Chaumiere’e giden sanatçı burada desen çalıştı. Aynı yıl Paris Üniversitesi’nde açılan karma sergiye katıldı ve 1952-53 yılları arasında Gran Chaumiere Akademisi’nde Modigliani Atölyesi’nde çalıştı. 1964 yılında askerlik görevi için Türkiye’ye geldi ve 1968’de yeniden Paris’e döndü. Yaşamının sonuna değin orada kaldı. 

Çağdaş Türk Resminin gelişim çizgisi içinde “öncesiz-sonrasız” bir konuma sahip olan Mübin Orhon, 1949-1981 tarihleri arasında çağcıl, içinde yaşadığı duygu-düşünce fırtınalarını anlatan, aktaran değil, sadece “duyumsatan” çalışmalar gerçekleştirdi. 1948’de yerleştiği ve yaşamının yarısından fazlasını geçirdiği Paris’te, II. Dünya Savaşı’nın ardından hemen hemen her sanat alanında yaşanan “özgürleştirici havanın”etkisinde resim yapmaya başlayan Mübin Orhon, çalışmalarını başından beri kendi bildiği doğrultuda ve çağdaşlarıyla kurduğu ilişkilere göre sürdürmüştür. Bir yandan, yaşarken Türkiye’de az sergi açmış, öte yandan çalışmalarının Paris, İstanbul ve Londra’da özel koleksiyonlara dağılmış olması, daha önemlisi resimlerinin “bilinmemesi” Mübin Orhon’un ayrıcalıklarının fark edilmesini engellemiştir. Oysa Mübin Orhon’un kırk yıla yaklaşan sanat serüveninde araştırdığı konuların, vardığı “görsel doyum” bakımından tuval resminin sınırlarını zorlayıp, “imge ile form”arasındaki ilişkiyi dizgiselleştirerek mistik bir derinliğe, bütünlüğe vardığı görülür.

Ülkemizde soyut sanatın gelişimini incelemeye ise, bu sanatın önemli temsilcilerinden biri olan Mübin Orhon’un sanatı ile başlamak gerekir. Sanatçının “pentür anlaşıyışı” başlıca dört döneme ayrılarak, çağdaşlarıyla kurduğu ilişkiler çerçevesinde yorumlanabilir. 1949-1955 Geometrik Dönem, 1956-1960 Lekesel Soyutlama Dönemi, 1961-1970 Lirik-Dışavurumcu Soyutlama Dönemi, 1971-1981 Monokrom Dönem.

Mübin Orhon, İsimsiz, Tuval Üzerine Yağlı Boya, 117x90cm, 1962
Mübin Orhon, İsimsiz, Tuval Üzerine Yağlı Boya, 117x90cm, 1962

Mübin Orhon’un Paris’te yaşadığı sanatçı dostlarının çoğundan farklı olan yegâne özelliği onun akademik bir sanat eğitiminden geçmemiş olmasıdır. Ama aynı zamanda sanata daha yalın, içten bir gözle bakabilme, pek çok Türk sanatçısının tersine yaşadığı dönemin sanatına kayıtsız kalmadan onu sanatında içselleştirerek yeni ve özgün yaratılar meydana getirebilme kudretine sahip bir sanatçıdır Mübin Orhon.

Sanatçının 1949-1955 dönemi, onun Paris’teki sanat çevreleri ile güncel sanat sorunları yaşadığı bir dönemdir. 1950’li yılların Paris’inde geometrik soyutlama ile taşist/lekesel soyutlama konusunda tartışmaların yapıldığına tanıklık eden Orhon, Deyrolle, Domela, Vasarely gibi sanatçıların ders verdiği Academie de la Grand-Chaumiere‘de derslere devam etmiştir. Ancak kısa bir süre sonra inşacı bir bakış açısıyla geometrik soyut anlayışa yönelir ki sanatçının bu döneminden günümüze kalan az sayıdaki eserlerinden biri Salon des Realites Nouvelles’e kabul edilen soyut geometrik anlayışta oluşturulmuş eseridir. Bu döneme ait başka bir resim izi bulunamadığı için Mübin Orhon’un geometrik kompozisyonlarında nasıl bir gelişim çizgisi izlediğini saptamak zordur.  Ama dış dünyaya gönderme yapmaksızın sadece geometrik elemanların kendi aralarındaki ilişkilere dayanarak yaratmış olduğu “kurgu dünyası” Mübin Orhon’un soyut sanatın saydamlığında kendi söylem biçimini temellendirdiğini düşündürmektedir.

Taşist/lekesel soyutlama dönemi olarak adlandırılan 1956-1960 yılları arasına yayılan bu dönemde Orhon, sanata yön veren güçler -yani sanat eleştirmenleri ve sanatçılar- 2.Dünya Savaşı sonrası bireyselliğin yeni bileşimlerini ararlarken, kendini yineleme tuzağına düşmeden geometrik soyut anlayışı terk etmiştir. Paris sanat ortamında, farklı oluşumun yani “lekesel soyutun” sesini duyuracağı farklı bir süreç başlamıştı. Mübin Orhon’un 1953-55 dönemi çalışmalarını, stil değiştirmesini bu olguların eşiğinde değerlendirmek gerekir. Mübin Orhon’un 1950’lerin ortasından itibaren “lekesel”değerleri ön plana çıkaran, tuval yüzeyinin farklı dokularla çeşitlendirildiği, gri, siyah başta olmak üzere koyu renklerin ön plana çıktığı yeni bir döneme girdiği görülür. Sanatçı bu dönemde giderek olgunlaşan bir sanatçı duruşuna sahip olmuştur. 

Mübin Orhon’un yeni çalışmalarında öncelikle tuval yüzeyinde gerek fırça, gerek spatülle farklı yoğunluğu olan değişik “alanlar”, “ara bölgeler” kurduğu gözlemleniyor. Orhon’un kompozisyonlarında karşılaşılan imge yoğunluğu, hazır anlamları betimlemek değil, yeni bir anlam kurmak için mücadele veriyor. Dikkatli bakıldığında ortaya çıkan farklı kalınlık ve incelikteki dokular, resmin içinde farklı yüzey araştırmalarıyla kuşatılmış olduğunu gösteriyor. 

Mübin Orhon’un “çok odaklı” boyama/biçimlendirme tarzı akla Nicolas de Stael’in resimlerini getiriyor. 1950’li yıllarda resimleriyle oldukça geniş bir sanatçı kitlesini etkileyen Nicolas de Stael’in soyut kompozisyonlarında kalın bir boya tabakasını değişik tekniklerle dokulandırarak, yoğun, her türlü perspektif kuralının dışında kalan bir “görsel dil” oluşturduğu bilinmektedir. Mübin Orhon’un bu yıllarda gerçekleştirdiği resimlerde ön plana çıkan temel olgu, dış dünyaya göndermede bulunmayan sadece imgenin verdiği olanaklar üzerinde yükselen ‘’bir mekan’’ın tanımlanmasıdır. Mübin Orhon bu mekan anlayışını 1955 yılından sonra daha anlık, fırçanın tuval üzerindeki lekesel izdüşümlerine bilinçli bir serbestlik verdiği bir spontaneiteye vardırmaktadır. Sanatçı tuvalin yanı sıra kağıt, yağlıboyanın yanı sıra guaj ve akrilik gibi malzemelerle de çalışmıştır.  1955 sonlarından itibaren özellikle “boşluk” kavramı üzerinde durmuştur. Bu durum, doku oluşturmanın ötesinde; fırça vuruşlarının taşıdığı heyecanla ilgilenmeye başlayan Mübin Orhon’un böylece “lekesel soyuttan” yavaş yavaş uzaklaşarak resimlerini farklı bir noktaya taşıdığını düşündürmektedir.

Mübin Orhon, İsimsiz, Tuval Üzerine Yağlı Boya, 150x150cm, 1963
Mübin Orhon, İsimsiz, Tuval Üzerine Yağlı Boya, 150x150cm, 1963

Sanatçının Lirik-Dışavurumcu dönemi olarak belirlenen 1961-1970 yılları arasındaki çalışmalarında, özellikle guaj ve akrilik teknikleriyle gerçekleştirdiği kompozisyonlarında, boyayı incelterek resim yüzeyine sürdükten sonra, malzemenin yukarıdan aşağıya doğru akmasıyla gündeme gelen özellikleri kurgularına eklemlediği gözleniyor. Boyanın tuval yüzeyine sürüldüğü ilk bölgede açık tonlarda, aşağıya doğru akarken ise giderek koyulaşması resimlere bir dinamizm, akışkanlık kazandırıyor.

1957’ye kadar Paris’te yaşayan ve Mübin Orhon’un yakından tanıdığı Amerikalı ressam Sam Francis’in çalışmalarında sıkça rastlanan akıtma tekniği, resim kurgusuna canlılık, akışkanlık taşıması bakımından o dönemde birçok sanatçı tarafından kullanılıyordu. Sainsbury (Sir Robert and Lady Sainsbury) koleksiyonunda topluca görülebilen bu döneme ait çalışmalar arasında “Delacroix’ya Saygı” dikkat çekici bir bütünlüğe sahiptir. Bu kompozisyonda öncelikle canlı renklerin hareketli yapısı, izleyeni bir akıntıya sürüklercesine kendine doğru çekiyor. Özellikle kompozisyonun sol tarafında yoğunlaşmış olan akıtma ve sızmalar, resmin taşıdığı “tüm” karşıtlıklara rağmen, toparlanma çabasının ürünü olarak görülebilir. Dolayısıyla Mübin Orhon’un resimlerinde daha önce görülen bütünsel yapı (‘’allover’’karakteri) parçalanıyor. Her çizgi, her renk sanki kopan, yitirilen bir görsel ilişkinin notlaması oluyor. 1963 yılından itibaren sanatçının resimlerinde bütünsel yapı bir parçalanma içine giriyor.

Resimdeki boşluk-doluluk durumlarıyla ilgilenen sanatçı, kompozisyon anlayışını yeni araştırmalar yaparak değiştiriyor. Birbiri üzerine sürülen ve tuval sınırlarını zorlayan dörtgensel renkli alanlar bu parçalanmayı işaret ediyor. 

Mübin Orhon’un yaşamının sonuna dek sürecek olan son dönemi Monokrom Dönem olarak adlandırılır. (1971-1981) Sanatçının resim yüzeyini parçaladığı bu dönem, yatay ve dikey fırça vuruşlarıyla oluşturulan bölgelerdeki renklerin zengin dinamizmi ile adeta ışık denizi içinde yüzen resimleri ile akla Mark Rothko’nun resimlerini getiriyor. Mübin Orhon’un bu dönem resimlerinde varla yok arasında şekillendirdiği, “imge”yle yoğurduğu bir ‘’an’’la karşılıklıyız. Sanatçının 1976-81 yılları arasındaki çalışmalarının belki de en önemli yeri, can alıcı noktası bu “an”lardır. “Gören gözler” için bu döneme ait resimlerde keşfedilecek derin anlamlar vardır. İlk örnekleri 1978’den itibaren ortaya çıksa da, yaşamının son yıllarında Mübin Orhon’un resimlerinde ince uzun çizgilerin belirdiği görülür. Bu çizgiler dramatik yanı ağır basan renk bloklarıyla adeta iki kere çerçevelenmiştir.  Resmin izleyiciye “kalbini açtığı” son derece dramatik, ancak sözcüklere dökülemeyecek olan bir ‘’an’’dır bu.

Mübin Orhon’un resimleri izleyiciye aynı anda hem heyecan hem de huzur verir. Müzikal bir sükûnet hissedilen kompozisyonlarında, sanatçının özverisi ve konsantrasyonu en etkileyici resimlerini yaratmıştır. Sanatçı renklerin yoğunluğu ve espasın kullanımı açısından mükemmel bir ustalığa sahiptir.  Mübin Orhon tuvalle olan kavgasını resim yüzeyinin ötesine, resmin sınırlı alanının sınırsız bir duygu, iç ışıkla ruhsal bir mesajı iletebilecek bir yeterliğe kavuşturan, çağının eğilimlerini yakalamakla kalmayıp bunları bir daha gerçekleştirilemeyecek bir özgün yaratıya dönüştürebilen nadir ustalardan biridir. 

KAYNAK:

TANSU, Sezer – Çağdaş Türk Sanatı, Remzi Kitapevi, 1996 ÖZSEZGİN, Kaya ve ASLIER, Mustafa, ‘’Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi’’, Cilt 4, Tiglat Yayınları, ss 22
www.antikalar.com/mübin-orhon/ Doç.Dr.Aykut Gürçağlar
SÖNMEZ, Necmi  ‘’Galeri Nev Sergi Kataloğu’’