Ahmet Yeşil, sanatsal/estetiksel anlamda yarattığı resimlerinde, bireyin kendi içsel yapısına dönük birikimselliğin soyuttan somuta geçmesini yansıtıyor. Tinselliğin en dibine kadar iniyor, orada bastırılmış ya da unutturulmaya bırakılmış her şeyi görsellik (renk, biçem, doku, ipler…) ile yansıtmaya çalışıyor. Böylelikle psikolojinin edilginliğini görüyorsunuz. Ahmet Yeşil’in resimleri bu açıdan bir hayli ilginçtir diyebiliriz.  

Sanatçının resimlerinde salt bir tema yerine, genellikle ikili temanın tek bir yapının üzerine kurgulandığını görürüz. Resimlerde bir tür dönüşüm yaşanırken, varlığın içselliği de kendi ayrımlarında içkin ve aşkın bir yapısallıkla karşılıklı bir diyalog içindedir. Nesnelerin bilinen tanımsallığın dışında kalan görüngüleri, yansıttığı renkler/ipler aracılığıyla kişiye farklı bir anlam kapısı aralamaktadır. Özellikle mavinin çeşitli tonlarında, iplerin birbirleriyle kesişmeleri, bazen yatay bazen de dikey oluşumlarla diğer renkleri de katarak yepyeni bir temaya dönüşmektedir. İlk başta resimlerin optik izlenimi doğrudan bir etki yapar. Ancak sonuçta zihin istediğini (Skoptoma) seçer ve onda kalıcı olur. Zihinsel algılama ile kılgın us birlikteliği sayesinde, resimlerdeki ipliklerin genel geçer bağlamı, -tinsellik açısından- izleyen üzerinde psikolojik bir derinlik ile kavranmaya çalışılır. 

Sanatçının çoğu resimleri insan doğası üzerine kurgulanmış, onun bireyselliği, benlik yapısı, kendini tanıması gibi en temel kuramlar üzerinden anlam kazanmaktadır. Şimdi psikoloji tanımlı farklı bir açılım yapalım.   

Şizofreni çok genel bir tanımlamayla, “İnsanın kendini (toplumdan hatta kendinden) geriye çekmesidir.” Bu tür rahatsızlıklarda, hastanın, zaman ve mekân algısı da değişmiştir. Hasta açısından zamanın ve mekânın belirsizliği sonucunda, onun hareketlerini, konuşmasını yavaş, hızlı, karmaşık bir hale getirir. Kısacası düzensizlik her bakımdan hastayı sarmıştır.   

Ahmet Yeşil - İçsel Dokunmalar Üzerine, Tuval Üzerine Yağlı Boya, 160x120cm, 2014
İçsel Dokunmalar Üzerine, Tuval Üzerine Yağlı Boya, 160x120cm, 2014

Ahmet Yeşil’in resimlerinde renk, doku, biçem, ışık, espas, kontur gibi belirginleşen görüntülerde, çoğu kez, ilk bakışta bir göz yanılgısı yansır. Ancak bu göz yanılgısı, bakışı eğitmeye yöneliktir. Aslında Prosapagnosia (Yüzkörlüğü) diye tanımlanan rahatsızlık, resimlerin tanımsallığı açısından önemlidir. Resme odaklanan birinin duyguları, resmin temasını kavramaya yönelik derin bir düşünceye (tıpkı bir meditasyon gibi) dalması, onu bir süre sonra kendiyle baş başa bırakır. Renklerin/ipliklerin derinliğinde bir arayış başlar. Psişik bir tetiklenmenin ardından, bireyin horizontal (Yatay düzlem – Ufka ait anlamda) bir biçemle etkileşim yaşaması söz konusudur. Bu aşamadan sonra, Global amnezi diye tanımlanan bütünüyle bir bellek kaybının kabul edilebilir düzeye indiği söylenebilir. Yani bu anlamda, izleyen üzerinde resimlerin –kısmen- bilinç akışı, bellek kaybı gibi belirtiler içermesi, bireyin görüngüsel bir yapılanmanın eşiğine kadar geldiğini söyleyebiliriz. Resimlerin önemi buradan itibaren başlar. Şizofren bir hastanın duyusal, düşünsel, bellek ve bilinç değerleri üzerine belirli bir oranda baskı uygulanır. Resme bakan hastanın neyi aradığı, neyi bulacağı konusundaki kuşkuları, onun tetiklenmeye hazır bir konuma dönüştüğünü de imler. Bu durum sıradan bir izleyenin de yaşayacağı bir sonuçtur. Önce bakar ve şaşırır, sonra belleği ve bilinci kısmen bir donukluk ya da gerileme yaşar. Bunun nedeni, resmin teması ve görselliği ile ilgilidir aslında. İzleyen karşısındaki resme daha dikkatli bakmaya başladığında, bu kez farklı şeyler algılayacaktır. Kısa sürede, bellek ve bilinç edilgenliği yerini daha olgun ve tutarlı bir birikime(edilginliğe) dönüşecektir. Ancak bunun net olmadığını, sanatsal bir ivme kazanımı ile eşdeğer taşıyacağını bilmemiz gerekir.  

Ahmet Yeşil, resimlerinde kullandığı renklerin monogrom (Tek bir rengin çeşitli tonlarda yapılması) bir anlayışın ötesine çıktığını söylemeliyiz. Psikolojik açıdan değerlendirmeye devam edelim. 

Resimlerin renk dağılımları, şizofren bir hastanın dikkatini toplamaya, en azından onun Laküner amnezi açıdan (sadece bir konu üzerinde kısmi bellek kaybı yaşanması) bilincinde bir boşluk yaratabilir. İşte burasının önemli olduğunu düşünebiliriz. Hastanın kısmi bellek kaybı yaşaması, kendi benliğinin var oluşu hakkında yeni soru(n)ların çıkmasına neden olacaktır. Resimlerin incelenmesi karşılığında, izleyenin kendi varlığını sorgulaması, benliğinin en diplerine kadar inmesi sonucunda, onun yaşamla arasındaki o incecik bağın ne kadar gerekli olduğu yargısına varacaktır. Belleğin bastırılması, unutkanlığın devam etmesi anlamında, aynı hastanın hem kendini hem de çevresini tanımada çeşitli sorunlar yaşayacağı bilinir. Bu nedenle, resmin görselliği üzerinden atacağı tek bir adım bile, onun kendi içselliğiyle yüz yüze gelmesini sağlayabilir. Resmin görselliği sayesinde, kişinin (ve hastanın) zihinsel algılamasında da bir ilerleme olabilir. Resimdeki iplikleri ve renkleri kendi duyguları üzerinden değerlendirecektir. Bu da onda küçük de olsa düşünsel bir kıvılcımın yanmasına neden olabilir. Sanatçının resimleri psikolojik değerlendirmeler ile özellikle bellek kaybı yaşayanlar ve şizofren hastaları açısından bir tür deneme-yanılma=anlama metoduna dönüştürülebilen bir sınav metodu yaratır. Hangi rengin ne anlama geldiği, ipliklerin uzunluğu ve kısalığı, dev dalgaların nereye uzandığı, bazı resimlerin ortasında açılan farklı bir görüntünün (ki en çok da bu önemlidir zaten) yarattığı şok izleyen açısından bir sınav gibidir. Bu resimde, sanatçı niçin farklı bir tema yaratmış ya da resmin tam ortasında bulunan ve resimle doğrudan bir ilişkisi bulunmayan (ya da öyle varsayılan) bir farklılığın kendince yorumlanması son derece önemlidir. Burada söylemek istediğimiz, hastanın/izleyenin resimlere baktığında, bir yerde kendini de sorgulaması anlamındadır. Resmin renkleri ve temasına kendini koyması, orada nasıl bir duygu ve düşünce içinde olacağının sorgulanması, onu bilinçli bir düşünsel/duyusal üretime yönlendirecektir. Şizofren ve benzeri hastaların doktor kontrolünde yapılan, ona gösterilen renkli-renksiz şekiller ile hastalığının derecesini öğrenilmesi ile sözünü ettiğimiz resimlere bakmanın arasında en azından dolaylı bir yöntem bulunabilir. 

Resimlerde patern (örüntü) bir yapılanma gözlemleriz. Nesnelerin belirli bir düzen içinde yerleştirildiğini, psikolojik ve felsefi açılardan biçem üzerinden izleyene çeşitli göndermeler söz konusudur.   

Ahmet Yeşil’in resimlerinde çoklu bir okuma olduğunu söyleyebiliriz. Resimlerde bulunan ipler arasındaki bağlantılar, kesişmeler, ayrılmalar, birleşerek ve/veya değişerek farklı görünümlerle karşımıza çıkar. Teknik olarak polikrami (çok renklilik) denilen renksel çeşitlilik, sanatçının resimlerinde vardır. Ancak renklerin çeşitliliği birbirine zıt denilebilecek türden aykırılaşma içermez kuşkusuz. Belki bunun bir ucunu empirik (Deneysel) bir yapıya kadar götürebiliriz. Ancak hepsi o kadar.

Resimlerde Noolojik (Eşzamansızlık) bir yapılanmanın, görece tanımsallığını imleyen, proporsiyon (oran) anlamda, iplerle kurulan duygusal bağlantının açılımı söz konusudur. Bazı resimlerinde, Rakursi’yi andıran bir teknik gözlemleriz. Nesnelere üstten, yandan ya da alttan bakıldığında, aynı nesneyi daha kısa ya da daha uzun ve belki de çok farklı görmemiz olasıdır. Söz konusu bakış tekniği bize ünlü Gestalt Kuramı’nı anımsatır. Göz yanılgısı ile zihinsel algılama arasında duygusal bir bağlantı oluşur. İzleyenin bilinç akışında, bellek ve algılama alanlarında dolaylı göndermelerde bulunur. Kişinin bilincindeki algılama yapısı, ipliklerin amacını sorgulamaya başlar. Felsefi anlamda bu tür bir sorgulama, resimdeki ipliklerin kendi işlevsel yapılarından çıkar, aşkın bir konumlama yaratır. Sinema tekniğinde tanık olduğumuz 25. Kare örneğinde olduğu gibi, izleyenin bilinç altına yapılan bu türden göndermeler, zihinsel bir optik kaymanın izdüşümüdür. Sözgelimi, Anterograd amnezi denilen (yaşanılan yeni olayların hepsinin belleğe aktarılmaması) sorunsallığın bir başkalaşıma yol açtığını düşünebilir miyiz? Resimdeki iplerin ve renklerin bağlantıları ile, bazen resmin ortasındaki farklı bir görüntüden de söz etmiştik. Ancak zihinsel algılamada karşılaşan temel sorunlardan biri de Disosiyatif amnezi denilen (Psikolojik ya da duygusal bir travma sonucu uzun süreliğine bastırılmış bellek kaybı) rahatsızlık da karşımızdadır. Resimlerin bazılarında izleyen üzerinde derin izler bıraktığını imlemiştik. Buradan hareketle, Laküner amnezi (Sadece tek bir olayla sınırlı bellek kaybı) resmin temasını kendi içinde saklar, en azından bir süreliğine izleyende unutturur ama devamla resmin teması kendiliğinden ortaya çıkar. 

Buraya kadar, resimlerdeki içsel yapının döngüsel bir hareketlenmeyi tetiklediğini anlatmaya çalıştık.          

Resimlerde lirizmin eşliğinde, notaların inişli çıkışlı sesleri ile, ipler ve renkler yavaşça sahneden (tuvalden) çekilir, ortaya derin bir sessizlik ve boşluk çıkar. Bu kez, tuval (sahne) kendi özünde kalan sesleri, efektleri, küçük imleri birleştirir, ayrıştırır, duyguların ve bilincin birlikteliği, karşıtlığı ile gerçek görüntüler belirmeye başlar. Aslında bu kez gözle değil, bilinçle duyumsanan o soyut görüntüde, kişinin içkinliği ses verir, kendini göstermeye başlar. 

Ahmet Yeşil, yaptığı resimlerde ana tema olarak, “sicim” (başka bir deyişle ‘ip’) kullanımını yaşamın hemen her evresine karşımıza getiriyor. İplerin boşlukta salınmaları, doğrusal ya da dairesel görünümlerle, izleyen üzerinde tepkisel ya da duyumsal bir atmosfer oluşturmak istemeleri, tinselliğin ne denli çürümüşlüğe dönüştüğünün göstergesidir. Dekadans (lat, içten çürüme) ile bu durum kısaca özetlenebilir aslında. Şöyle düşünebiliriz belki de. Tinselliğin insan egosuyla olan çatışkısı, iktidar olma hırsı, yönetimi ele almak istemesi nedeniyle, kendi öz varlığını silmesi ya da başkalaştırması anlamına gelmektedir. Bunu kültürel ve sosyal bozulma olarak da yorumlayabiliriz. Kişi kendini dışa kapatır, içsel çöküntü bir yerden sonra patlak verir ve bir gün her şey alt üst olur. Aslında şöyle bir yargıya ulaşmamız söz konusu olabilir. Resimlerin Hilozoizm (Canlı özdekçilik. Evrenin tamamı bir bütündür.) anlamında, resimlerin temaları evrenin bütünselliğini ve insanın bu bütünsellik içinde bir varlık olduğunu imliyor. 

Ahmet Yeşil’in resimlerinde psikolojik çözümlemenin, insanın tinselliği ile doğrudan yakınlığını incelemeye çalıştık. Bireyin kendini tanımasına yönelik olarak, resimlerin görselliği bu açıdan önemlidir.