Fotoğrafa neredeyse çocuk yaşlarda başladığınızı biliyoruz, fotoğrafla nasıl tanıştınız?

1963 yılında İstanbul, Bakırköy’de doğdum. Bir mahallenin tüm dinamiklerini yaşadım. Hemen önümüzde uzanan Zuhuratbaba Lunaparkı’nda çok vakit geçirip, beni hem hayat hem de sanat konusunda ileriye taşıyacak olduğuna inandığım ciddi gözlemler yaptım. Almanya’da olan teyzemler, Türkiye’ye geldiklerinde, ellerinde o zaman amatörlerin genellikle hatıra amaçlı kullandıkları ince uzun “pocket” olarak isimlendirilen makineler olurdu. İlk onları ödünç olarak kullandım, sonra da bana Almanya’dan gelirken Doğu Alman üretimi Praktica’nın Super TL 2 modelini getirdiler. Uçaklara olan merakım ortaokuldan itibaren elimde fotoğraf makinemle beni havaalanına yönlendirdi. 1977 yılında, gazeteci, foto muhabiri olmak üzere şartlandırmıştım kendimi. Bir yandan da -bir romantik olarak- günbatımları çekmekten çok hoşlanıyordum. Lisede karanlık odayı tanıdım. İlk fotoğrafımı bastım ve artık iflah olmaz bir fotoğraf tutkunuydum. 

İlk yıl Akademi’yi kazanamadım. Sınavı geçmek için yeterli olan deseni çizememiştim. Ertesi yıl, 1981’de hem İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla ilişkiler Bölümü’nü, hem de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Fotoğraf Enstitüsü’nü kazanmıştım. Tercihim Akademi’den yana oldu ve fotoğraf hayatıma okullu olarak yeni bir sayfa açmıştım. Okulda yaptığım en iyi işin, 1984 yılında Türkiye’nin en önemli fotoğraf gruplarından Grup 9’u kurmak olduğunu söyleyebilirim. Dört okullu, dört de alaylı arkadaşımı bir araya getirerek, fotoğraf üzerine düşünen, konuşan ve ürettikleri işlerle fotoğrafa farklı bir bakış açısı getiren 20’li yaşların başında gençler olarak dinamik bir ekip olmuştuk. 1985 yılında Ankara’da açtığımız sergi büyük ses getirmişti. Hayatımız fotoğraftı artık.

Sonrasında hayatınızda hep fotoğraf mı oldu? Edebiyatçı, şair yanınızı nasıl keşfettiniz?

Evet, biraz serbest çalıştım, ardından askerlik görevimi Balıkesir ve Kıbrıs’ta tamamladım. Yine ülkem, insanlar ve başka coğrafyaları keşfetmem konusunda büyük deneyim elde etmiştim. Askerlik biter bitmez bir yıl süre ile serbest çalıştım ve neler yapabileceğime baktım. Çocukluğumdan itibaren şiir yazarım. Kağıt, kalem hiç düşmezdi elimden. İlk şiirim 1980 yılında Milliyet Sanat Dergisi’nin Genç Şairler Köşesi’nde yayınlanmıştı. Sevincimi anlatamam. Sonra birçok dergide şiirlerim, sanat ve müzik konusunda deneme ve eleştirilerim çıktı. 

Gelelim, fotoğraf tarihimizin pek bilmediği bir olaya… Hürriyet Gazetesi bir fotoğraf dergisi çıkarmaya karar vermişti. Üç kişilik bir grup oluşturarak bu dergi için uzunca bir süre çok yoğun olarak çalıştık. Belki de Türkiye’nin en iyi fotoğraf dergisini yapacaktık. Ama 1989 yılının Mart ayında çıkardığımız ‘sıfır” sayıdan sonra bundan vazgeçildi. Türkiye böyle bir dergiye henüz hazır değildi. 25 yaşında ilk dergi ve yazı işleri müdürü sıfatıyla ilginç bir deneyim yaşamıştım. Bu bana gelecekteki yaşantımda önemli bir pratik kazandırmıştı.

Sonra bu ekip dağılmadı, üç kişi ilk fotoğraf stüdyomuz ve reklam ajansımız “FOX Fotoğraf Grafik Hizmetleri”ni kurduk. Üç yıl burada reklam fotoğrafı üzerine çalıştım. 1992 yılında ilk kitabım Son Dokunuş çıktı. Bir nefes almam gerektiğine inandım ve her şeyi bırakıp 55 haftalık bir İngiltere serüvenine atıldım. Dil ve ruh eğitimi birlikte, benim en önemli hayat deneyimlerimden biri oldu. Bu arada fotoğrafı kısmen bıraktım ve ağırlığı müziğe verdim. Kendimi klasik ve caz müziği gibi konularda geliştirdim. Ama zaten Türkiye’de birçok dergide fotoğraf, edebiyat ve müzik üzerine yazılarım yayınlanıyordu. Bu konuların ve geçmişimin altını özellikle çiziyorum, çünkü ben çoklu disiplini her zaman yaşamımın en önemli parçası olarak ele aldım. Bunun sanat hayatımda büyük faydasını gördüm. Ama en önemlisi kendi diline, yani Türkçeye sahip çıkmak, onu doğru kullanmak ve konuşmak gerekiyor. 

Farklı disiplinlerle bugüne kadar geldiniz, sizin başka mesleklerle uğraştığınızı da biliyoruz. Biraz da onlardan söz eder misiniz?

30 yaşına gelmiş biri olarak yeni bir şeyler yapmak, yaşamımı kazanmak zorundaydım. Her şey sanatla olmuyordu elbette. Müziğin hayatımda daima önceliği olmuştur, yeni kurduğumuz bir radyoda, Günaydın FM’de, yayın müdürü ve program yapımcısı olarak görev yaptım. Güzel günlerdi. Zaten daha öncesinden radyolarda, özellikle dönemin en önemli radyosu Hür FM’de kültür sanat ve müzik programları yapmıştım. Ardından çeşitli reklam ajanslarında metin yazarı ve kreatif direktör olarak çalıştım. Hem fotoğraf, hem edebiyat, hem de müzik konularında kendimi geliştirmiş olduğum için farklı çalışma deneyimlerim oldu. Bilgi Üniversitesi’ne Bilgi Eğitim ve Fotoğrafevi gibi önemli kurumlarda ders veriyordum. Marmara Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nde de ders vermeye başladım. Bir ara aynı anda reklam ajansında çalışıyor, radyo programı yapıyor ve çeşitli okul ve kurumlarda bir kısmı akşamları olmak üzere ders veriyordum. Hayatımda hiçbir boş alan kalmamıştı. İlk sergimi 1998 yılında, 35 yaşında İzmir’de Art Shop’ta, ikincisini de bundan kısa bir süre sonra İMKB Sanat Galerisi’nde açtım. Her şeyi birlikte yürütüyordum. Yolun yarısında, resmi olarak hiperaktif olmuştum. Sonrası bugünlere kadar geldi. İnternet üzerinde bir kültür sanat sitesinin kurucu yöneticiliğini bile yaptım.

Eğitmenliğe, sanat ve fotoğraf teorisi üzerine yazılarınıza devam ettiniz. Bildiklerinizi her fırsatta paylaşan bir kişisiniz. Sanat eğitimi hakkında neler söylemek istersiniz?

Sanat yetenek işidir ama eğitimsiz sanat olmaz. Bilgi her dal için gereklidir. İyi bir sanatçı, en az bir bilim adamı gibi sıkı çalışmalıdır. Tekniği bilmelidir. Farklı disiplinlerdeki okumalarla kendini geliştirmelidir. Sergi gezmeyen, müzik dinlemeyen, konsere gitmeyen, kitap okumayan, yaşamın içinde olmayan kişilerin sanat yapmasının imkânsız olduğuna inanıyorum. İyi işler uğraş ister, başkalarını taklit etmeden, hem çağına seslenen hem de geleceğe kalacak işler yapmak hiç de kolay değildir. Sanat tarihi, sadece kazananların, o çizgiyi geçenlerin tarihidir. Ama bana göre her şeyden, üretimden de önemli olan konu, iyi bir izleyici olarak başkalarının ürettiği yapıtlardan keyif almayı bilmektir. Yapıttan haz alabiliyorsanız, bundan daha güzel bir duygu yoktur. Sanatın insan hayatına kalite katan ve bizleri yaşadığımız dünyanın kötülüklerinden arındıran en güzel olgu olduğuna inanırım ben.

Bu yüzden henüz daha Akademi’nin ilk sınıfında öğrenciyken, fotoğraf çekmenin yanında, yazılar yazmaya, açık oturum ve panellere katılmaya, konferanslar vermeye, sunumlar yapmaya, sonra da farklı eğitim kurumlarında dersler aracılığıyla bildiklerimi paylaşmaya önem verdim. Çünkü kendi eğitim hayatımda da başta Şahin Kaygun, Hilmi Yavuz, Yılmaz Kaini olmak üzere, kendilerinden sanat konusunda aldığım görgü ve bilgilerle beni bugüne getiren hocalarımı her fırsatta hatırlamak isterim. Hayatımdaki en büyük mutluluklarımdan biri de sanatlarında bir noktaya gelmiş öğrencilerim üzerine var olduğuna inandığım payımdır.

Son yıllarda özellikle fotoğraf konusunda önemli işlere imza attınız, küratörlük, editörlük de kendi sanatınızın yanında yaptığınız işler arasında. Biraz bilgi alabilir miyiz?

Son yıllarda oyun kuruculuğum, oyunculuğumun biraz daha önüne geçti. Beş yıl önce üçüncü şiir kitabım “Gece/Şarkılar” ve üç yıl önce de “Montreal’de Bir Mevsim” isimli fotoğraf kitabım çıktı. Yeni çalışmaları sürdürüyorum, sanat yaşamımı ve deneyimlerimi bir nehir söyleşi kapsamında kitaba dönüştüreceğiz. Şiir ve fotoğraf üzerine çalışmalarım da sürüyor. Bildiğiniz gibi beş yıldır İstanbul Modern Müzesi Fotoğraf Bölümü’nde danışma kurulu üyesiyim. 10 yıldır Eczacıbaşı Fotoğraf Sanatçıları Dizisi’nin kitaplarının editörüyüm. 

İstanbul Modern’de üç yıl önce “İnsan İnsanı Çekermiş” ve 2018-2019 döneminde de “Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı” sergilerinin küratörlüğünü yaptım. İki yıl önce Akbank Sanat’ta açılan otoportre üzerine bir sergi olan “Beni Bul”un da küratörüydüm. Ama geçtiğimiz günlerde açtığımız ülkemizin üç önemli fotoğraf grubunun (Grup f, FOG, Grup 9) 80’li yıllarda, film dönemi işlerinden oluşan, Fransız Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz “Yolda” sergisinin küratörlüğü de benim için çok önemliydi. Bir de arada Artweeks Akaretler kapsamında “Fotoğrafın Doğası” sergisini gerçekleştirdim. Küratörlük, çok önemsediğim bir konu. Bir şeyleri çarpıcı bir biçimde yan yana getirmek ve farklı bir sinerji yaratmak beni çok heyecanlandırıyor. 

Farklı kitaplara editörlükler yapmayı ve çeşitli kurumlarda seminer ve konferanslar vermeyi de sürdürüyorum. Başta Yapı Kredi Kütür Sanat Yayıncılık için 8 yıldır aylık olarak kesintisiz yaptığım fotoğraf üzerine programlar benim için çok önemli. Eczacıbaşı, Akbank gibi önemli kurumlara da sanat eğitimleri veriyorum. Dergilere yazılar yazıyor, sık sık televizyon ve radyolara çıkıp kültür, sanat, koleksiyonculuk gibi konularda bildiklerimi izleyicilerle paylaşıyorum. Yanı özet olarak tüm hayatım sanat ile dolu. Beslenmek için de sergilere ve konserlere gidiyorum.

Tüm paylaşımlarınız için, okuyucularımız adına size yürekten teşekkür ederiz.

Ben de çok teşekkür ederim. Benim için de güzel bir yaşam/sanat özeti oldu.