Ardan Ergüven grafik tasarımın farklı alanlarında üretim yapan bir akademisyen. Bugüne kadar yaptığı çalışmalar ile pek çok kuruma hizmet veren tasarımcı opera afişlerinden şarap etiketlerine kadar geniş bir yelpazede tasarım yapıyor. Diğer taraftan serbest görsel çalışmaların grafik tasarıma önemli katkıları olduğuna inanıyor. Ergüven ile 18 Eylül – 06 Ekim 2019 tarihleri arasında Schneidertempel Sanat Merkezi’nde gerçekleşen “GİZ” başlıklı sergisi üstüne kısa bir söyleşi yaptık.

Geray Gençer: Şöyle başlayalım: Bugüne kadar grafik tasarım alanında üreten biri olarak sizi “GİZ” sergisini hazırlamaya yönlendiren nedenler neydi?

Ardan Ergüven: Açıkçası bunu tam olarak belirli bir nedene bağlayamam. “GİZ” sergisi zaman içinde ve tesadüfen ortaya çıkan serbest desen çalışmalarımın bir özeti. Bu desenler ile kendi üretim alanım arasındaki en önemli fark bunların büyük ölçüde rastlantıya dayalı görüntüler olması. Yani bir tasarım eylemi sırasındaki bilinç düzeyinden farklı bir noktadan hareketle üretilmeleri.

Ardan Ergüven
Ardan Ergüven

Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz?

Şöyle ki grafik tasarım olaylara belirli bir çerçeve içinde bakmayı ve konuşmayı gerektiriyor. Bu da rasyonel bir düşünce sistemi içinde hareket etmenize neden oluyor. Farkında olmadan belirli formüllere bağlanıyor ve onları tekrar etmeye başlıyorsunuz. Bu durum bir süre sonra farklı bir yere gitme isteği yaratıyor. Sanırım neden-sonuç ilişkisine dayalı bir üretim alanından uzaklaşmak ve yeni olasılıklara yer açmak için böyle bir yola saptım.

Bir anlamda materyalist bir dünyadan uzaklaşmak, doğayı ve insanı daha iyi anlamak için bu çalışmalara yöneldiğinizi söyleyebilir miyiz?

Belki de. Aslında sergiye “GİZ” başlığını koyma nedenim biraz da bundan kaynaklanıyor. Doğaya ve insana dair meseleler bizim için her zaman bazı sırlar barındırıyor. Bunları rasyonel bir akılla açıklamak mümkün değil. Doğada bize güzel görünen pek çok şeyin kendiliğinden ortaya çıktığını bilmek şaşırtıcı ve gizemli. Onun kurallarını anlamak ve kabul etmek size farklı bir bakış kazandırıyor. Bilinçdışınızda gerçekleşen şeyler bilinçli bir durumdayken göremediğiniz şeyleri görmenize yardımcı oluyor. Bu desenlerin çıkış noktası da buna dayanıyor.

Yani bu görüntülere bilinçli bir şekilde bakmamak mı gerekiyor?

Bakışımızda her zaman bir bilinç vardır. Zihnimiz görmek istediği şeyi görür. Ama biz bunun nedenini tam olarak bilemeyiz. Rorschach testinin amacı da bizim dile getiremediğimiz sorunlarımızı mürekkep lekelerini nasıl yorumladığımıza dayanarak deşifre etmektir. Soyut desenler her zaman yoruma açıktır. Bu tür desenlerin biçimi ve anlamı bakan kişinin düşüncelerine göre değişir.

Grafik tasarım alanında soyut fikir ve görsellerin kullanımı her zaman mümkün olmuyor değil mi? 

Evet, öyle. Zaten grafik tasarımla ilgili meselem de burada başlıyor. Bir tasarımcı ve akademisyen olarak grafik tasarımın hayatımın büyük bir bölümünü ele geçirdiğini söyleyebilirim. Bu da bir süre sonra zihinsel yorgunluğa neden oluyor ve içinizde bunun dışında şeyler yapma isteği uyanıyor. Ama yaptığınız şey bir şekilde gene grafik tasarımla ilişki kuruyor. Örneğin bu desenlerin büyütülerek çoğaltılması da grafik üretimin tipik özelliklerinden biri. 

Bu desenlerde siz ne görüyorsunuz?

Bu desenlerde dünyevi değerlerden uzaklaşma arzusu var. Çizmek son derece öznel bir ruh haline işaret eder. Mürekkep ve kâğıt arasındaki ilişkiyi kendi haline bırakmak ve tesadüflere yer açmak size yeni olanaklar sunuyor. Grafik tasarım ise belirsizliğe karşıdır. Anlam sınırlandırılmalı ve anlaşılır olmalıdır. İzleyici ya da müşteri göstermek istediğiniz şeyi bir bakışta anlamalıdır. Bunu yapmanın getirdiği mekanik bir tekrar sürecinden uzaklaşmak için bu desenlere yöneldiğimi düşünüyorum. Diğer taraftan görsel iletişimle uğraşan bir kişi için denemeler yapmak son derece normaldir. Bunun sonucunda ortaya çıkan buluşlar da sonradan ticari bir eyleme ve formüle dönüşür. 

Bu izlerin böyle bir potansiyeli olduğunu söyleyebilir miyiz?

Soyut desenlerin en önemli özelliği pek çok şeyi kapsayabilecek özellikler taşımalarıdır. Bir anlamda hiçleşmeleri ve çevrelerini saran her şey ile hemhal olmalarıdır. Biçimlerin belirli bir tarzı vardır. Kendiliğinden oluşan şeyler ise çevrelerine uyum sağlar ve her zaman oradaymış gibi görünür. Bu izler de bulundukları ortama müdahale etmez ve onun bir parçası olur. Uyumlu olmak ve bütünleşmek wabi-sabi felsefesinin temelini oluşturur. Wabi-sabi sezgi yoluyla keşfedilen bir dünya görüşünü işaret eder. Görecelidir. Kendine özgüdür / değişkendir. İlerleme yoktur. An odaklıdır. Wabi-sabi estetiğinin potansiyeli de buradan gelir. 

Peki son olarak bilinçdışında olma durumuna dönecek olursak bu izlerden belirli bir yere varmak mümkün olabilir mi?

Bunu Erich Fromm’un “Psikanaliz ve Zen-Budizm” kitabından yola çıkarak açıklayabilirim: Bilinç ve bilinçdışı bireyin içinde bulunduğu öznel durumu anlatır. Ruhsal durumumun bilincindeyim dediğim zaman duygularımın ve isteklerimin farkında olduğumu söylemiş olurum. İç yaşantımdan habersiz oluşum ise bilinçdışımı ifade eder. Bu izler ortaya çıktıktan ve büyütülerek basıldıktan sonra duyduğum heyecanın nedeni belki de dile getiremediğim duygularımı görünür hale getirmeleridir. 

Şimdi bilimsel açıdan baktığımızda bu söylediklerim kulağa anlamsız gelebilir. Özellikle tasarım gibi neden-sonuç ilişkisine dayalı bir alanda çalıştığınızda yaptığınız her şeyin hesap verebilir olması gerektiği gibi bir sanrıya kapılıyorsunuz. Aslında bu düşünce biraz da Freud’çu bakış açısını esas aldığımız zaman ortaya çıkıyor. 

Freud’un görüşüne göre bilinçdışı daha çok akıldışının egemen olduğu alandır. Jung’un düşünce biçimindeyse bilinçdışının anlamı hemen hemen bunun tersidir. Bilinçdışı daha çok bilgeliğin en derin kaynağının bulunduğu alandır. Gene Fromm’a göre bilinç, düşünen ve anlayıp yargılara varan akıl yeteneği ile özdeşleştirilir; bilinçdışı da düşünmeden ulaşılan yaşantılarla özdeşleştirilir. Fakat düşünce ve yargı sonucu varılan bilgi her zaman “bilinçli”, her “bilinçli” olan bilgi de, bir düşünce ve yargı sonucu varılan bir şey değildir. 

Sanırım bu izlerden yola çıkarak ulaştığım sonuç buna dayanıyor: Bilinçdışı düşüncelerimin ortaya çıkmasına izin verdiğim zaman varacağım yer daha önce görmediğim ama bulunmak istediğim bir yer olabilir.