Almanya’da Berlin, Kassel ve Münih kentlerindeki müze, galeri ve sanat merkezleri dışında, dünya sanat ortamına katkı sağlayan birçok başka sanat kurumu vardır. Ülkenin kuzeybatısında Nordrhein-Westfallen bölgesinde bulunan ve sanat izleyicisi açısından oldukça önemli iki kentten biri Düsseldorf, diğeri Köln’dür. Her iki kentte de çok farklı alanlara özgü kurulmuş müzeler bulunmaktadır. 

Düsseldorf’da, Film Müzesi, sanat galerileri ve müzelerinin de içinde olduğu çeşitli sanat kurumları ile karşılaşmak olasıdır. Bunların arasında en dikkat çekeni, Kunstsammlung Nordrhein-Westfallen koleksiyonudur. Bu büyük koleksiyon üç ayrı mekâna yayılmıştır: Grabbe Meydanındaki K20, Stande Evinde yer alan K21 ve Schmela Evi. Bu sergi mekânları, eklenen eserlerle birlikte yaklaşık elli yıllık geçmişi süresince Avrupa’da 20.yüzyıl sanatının sergilendiği önemli ve ismi sıkça anılan bir koleksiyon haline gelmiştir. 2002’de açılan K21 ve 2009’da açılan Schmela Evi koleksiyonun daha düzgün sergilenebilmesi için sonradan açılan sergi alanlarıdır. Bunların arasında K20, klasik modernizmi temsil eden koleksiyon için ayrı bir önem taşımaktadır. Eğitim bölümü olan kurum, tüm bu mekanlarda farklı yaşlardan insanlar için oluşturulan stüdyoları, çalıştay alanları ve laboratuvarları ile çok amaçlı hizmet vermektedir.

Kentin, adını sanatçı Paul Klee’den alan Klee meydanı ve Grabbe meydanı arasında konuşlanmış K20 Kunstsammlung Müzesi 5000 m2’lik sergi alanına sahiptir. Müze, giriş katında 600 m2’lik geçici sergilerin düzenlendiği salon ve diğer iki katında ise koleksiyonunun yer aldığı sergi mekânlarından oluşmaktadır. K20 Kunstsammlung’un koleksiyonunun çeşitliliği, çokseslilik ve karşıtlık üzerine kuruludur. Bu çeşitlilik içerisinde Paul Klee ve Joseph Beuys için ayrı kısımlar oluşturulmuştur. Müzede ayrıca Kübistler, Alman Dışavurumcuları, Dada, Gerçeküstücüler, Metafizik resmin öncüleri ve 1945 sonrası sanatı izlenebilmektedir. 

Henri Matisse, Pablo Picasso, Ernst Ludwig Kirchner, Wassily Kandinsky ve Jackson Pollock’un eserlerinin büyük bir çoğunluğu, kurucu müdür Werner Schmalenbach tarafından 1962-1990 yılları arasında, Batı Modernizminde öznel kalite ve biriciklik düşünülerek toplanmıştır. Müzenin koleksiyonunda Paul Klee’nin ayrı bir önemi vardır. Herbert Read’in deyişiyle “Sanatın soyut kaynaklarına ve aynı zamanda somut araçlarına verdiği önemle Klee çağımızın en önemli sanatçısıdır.” Bauhaus Okulu hocalarından ve yürütücülerinden olan Klee, Düsseldorf Sanat Akademisi’nde de üç yıl hocalık yapmıştır. Sanatçı için figüratiften soyuta gittiği yolda çizgi ve rengin çok büyük önemi vardır. K20 Kunstsammlung’da Klee’nin eserlerinin büyük bir kısmını izlemek ve incelemek mümkündür. 

Dünyanın dört bir yanında sergilenen sanat eseri koleksiyonları arasında bu müze, özellikle 20.yüzyıldan bazı sanatçıların oldukça bilinen önemli yapıtlarını koleksiyonunda barındırması açısından farklı bir konuma sahiptir ve bu yönüyle diğer müzelerden ayrılır. Joseph Beuys için iki salon ayrılmış olan K20 Kunstsammlung’da, sanatçının kolaj ve yerleştirmeleri yer almaktadır. İlk salonda, Beuys’un 1977 yılında yaptığı “Tramvay Durağı Venedik” isimli kolajında, çok bilindik olan sanatçının şapkalı silueti bu çalışmanın kime ait olduğunu ele vermektedir. Sanat hayatına geçirdiği kaza ve sonrasında yaşadıklarının etkisi büyük olan sanatçının malzeme konusundaki kullanım çeşitliliği, müzede sergilenen yerleştirmelerinden anlaşılabilmektedir. Sanat eserlerinin anlaşılması ve anlam yüklemenin gerekli olup olmadığını sorgulayan sanatçının yapıtları tartışılırken, esere anlamı yükleyenin, sanatçının kendisi mi yoksa izleyici mi olduğu konusu da gündeme gelmektedir. Beuys’un hayatını bilmeyenler ile onun sanatını daha ilgili bir şekilde yakından takip edenlerin eserlerine getireceği yorumlar farklı olabilmektedir. Bu iki salondan ikincisi, bütün bir odayı kaplayan tek bir yapıttır ve ismi de “Royal Palace”dır. Joseph Beuys’un bu eseri, altın tozu ile kaplanmış yedi adet tablo ve iki vitrin içerisinde sergilenen objeler bir yerleştirmeyi oluşturmaktadırlar.

Andy Warhol, Do It Yourself, 1962, Ludwig Müzesi
Andy Warhol, Do It Yourself, 1962, Ludwig Müzesi

Klee ve Beuys dışında, Franz Marc, Max Beckmann ve Ernst Ludwig Kirchner’in önemli eserleri müzenin içinde gezinirken hemen dikkati çekmektedir. Franz Marc’ın “Üç Kedi”si, Max Beckmann’ın “Gece” isimli yapıtı, Ernst Ludwig Kirchner’in “Sokaktaki İki Kadın” isimli eseri bilinirlik ve sanatçıların içinde bulundukları akımları temsil etmeleri açısından ilk akla gelenlerdendir. Salvador Dali’nin “Çekmeceli Milo Venüsü”, Francis Bacon’ın “Otoportre için Üç Çalışma”sı, Jean Dubuffet’in “Rene Drouin: Açık Eller” isimli resmi, Günther Uecker’in “Masa”sı, Lucio Fontana’nın “Konsept 65T 46 (Beklentiler)” isimli eseri bunlardan sadece birkaçıdır. K20 Kunstsammlung’un üst katında yer alan duvar üzerine kurşun kalem Sol Le Wit deseni, Minimalizm akımını temsil eden yerleştirmelerinden farklı olarak, sanatçının desen ve farklı malzemelerle ilişkisinin görülmesi açısından önemli ve büyük ebadı ile etkileyicidir. 

Köln’deki Ludwig Müzesi ise, birçok farklı kaynakta Avrupa’daki en önemli on çağdaş sanat müzesinden biri olarak gösterilmektedir. Müzenin, kendisini tanımlarken diğer çağdaş sanatlar müzelerinden ayrıldığı nokta ve tanıtımında vurgulamak için kullandığı yanı, Avrupa’daki müzeler arasında en iyi Pop Sanat koleksiyonuna sahip müze olmasıdır. Koleksiyonun temelleri, avukat ve koleksiyoncu Josef Haubrich tarafından 1914-1939 yılları arasında bağışlanan Dışavurumcu eserlerle oluşturulmaya başlanmıştır. 

Ludwig Müzesi başta, bağımsız bir kurum olan Wallraf-Richartz Müzesi adı altında 1976 yılında ortaya çıkmıştır. Sonradan, Peter Ludwig isimli bir yatırımcı müzeye dönemin parasıyla 45 milyon dolar değerinde 350 modern sanat yapıtı bağışlamıştır. Bunlar: Picasso, Rus avangartları ve Amerikan Pop Sanatından örneklerdir. Bu bağışla birlikte Köln Şehri Yönetimi 1900 yılından sonra müzenin “Museum Ludwig” (Ludwig Müzesi) olarak isminin değişmesi kararını almıştır. Her iki kurumun koleksiyonlarının bir süre aynı binada sergilenmesinin ardından, 1986 yılında Peter Busmann ve Godfrid Haberer isimli mimarlar tarafından Ludwig Müzesi’nin şu an Köln Katedrali yanında yer alan yeni binası tasarlanmıştır. 

Otto Dix, Self-Portrait, 1931, Ludwig Müzesi
Otto Dix, Self-Portrait, 1931, Ludwig Müzesi

1900’lerin başlarından itibaren farklı akımlardan eserler bulunan müzede, Fovizmin önemli temsilcilerinden Henri Matisse’in “Oturan Kız” isimli resmi, Maurice de Vlaminck’in “Çiçekler ve Meyvelerle Ölüdoğa” eseri, Andre Derain’ın “St. Paul-de-Vence Görünümü” resmi sergilenmektedir. Salonda dolaşırken Raymond Duchamp Villon’un 1914-15 tarihli heykelleri göze çarpmaktadır. Sonrasında Auguste Macke’nin “Yeşil Ceketli Kadın” ve Franz Marc’ın “Sığırlar”, Max Pechstein’ın “Odada İki Çıplak Kadın” gibi örnekler dikkati çekmektedir. Alman Dışavurumcularından Ernst Ludwig Kirchner, Erich Heckel’in eserleri için ayrılmış bir salon dışında Dışavurumcu eğilimler diye bir başlık atıldıktan sonra Rus avangart Dışavurumcular diye ayrıca bir kısım da oluşturulmuştur. 1905-1935 yılları arasına ait, 600’ü aşkın eserlik Rus avangart sanat koleksiyonu ayrıca dikkat çekicidir. Natalia Goncharova, Alexander Rodchenko ve Kazimir Malevich bunların arasında öne çıkmaktadır. 

Ludwig Müze’sinde, 1920’li yıllara ait eserler üst katta yani ikinci katta sergilenmektedir. Bu dönemden Max Ernst’in Bakire Meryem’in Çocuk İsa’yı dövdüğü resmi, İsa ve Meryem’e ait yüzyıllarca yapılmış tasvirler içerisinde farklılığıyla öne çıkmaktadır. Figürün hareketleri ve betimlenmesinden Ernst’in resimde İtalyan Maniyerizm’inden etkilendiği anlaşılmaktadır. Bu resim, yapıldığı dönem 20.yüzyıl bile olsa Katolik Kilisesi tarafından oldukça tepki görmüş ve yer aldığı bazı sergilerden kaldırılmak istenmiştir. Müzedeki Otto Dix bölümü de sanatçının 1920’li yıllarda yapmış olduğu “Otoportre”si, “Dr. Hans Koch’un Portresi”, “Genç İspanyol Kız” ve “Dr. Eduard Plietzsch Portresi” gibi resimleri barındırmaktadır. 

Müzenin tanıtımında kullanılan Picasso koleksiyonu ise Avrupa’daki en büyük üçüncü Pablo Picasso koleksiyonu olarak anılmakta ve sanatçının farklı dönemlerinden eserleri barındırması ve izleyicinin bu geçişi gözlemleyebilmesi için önemli kabul edilmektedir. Picasso’nun müzede sergilenen eserleri arasında seramikler, resimler, heykeller, desenler ve baskılar olmak üzere zengin bir çeşitlilik gözlemlenmektedir. Müzede kübist eserlerin sergilendiği kısımda, Fernand Leger, Georges Braque, Juan Gris ve Maria Blanchard gibi sanatçılarla da karşılaşılabilmektedir. Yapısalcılık, Dada ve Gerçeküstücülük akımlarına ait eserler de yine ikinci katta kronolojik sıralama ile sergilenmektedirler. Gerçeküstücülerden Salvador Dalí’nin “Perpignan Garı” (1965) isimli çalışması bunlardan bir tanesidir. 20.yüzyıl sanatını birçok farklı akım ve eğilimleri ile gözlemleme konusunda oldukça gelişmiş bir yapıt çeşitliliği sunması, müzenin Avrupa’daki diğer müzeler arasında sivrilmesine neden olmaktadır. Dadaizm kısmında, izleyicinin akımın farklı yönelimlerini gözlemlemesi için özellikle Marcel Duchamp ve Kurt Schwitters isimleri üzerinde durulmuştur. Marcel Duchamp, hazır-nesneleri (readymade) ile 20.yüzyılda bir kırılma noktası oluşturmuş önemli sanatçılardan bir tanesidir. Duchamp’ın “Bisiklet Tekerleği” isimli hazır-nesnelerine giriş niteliği taşıyan eseri, hâlihazırda olan objelerin sanatçının yorumuyla birlikteliğinden oluşmaktadır. Birçok karşıtlık üzerine kurulu bu eserde, bisiklet tekerleğinin organik formu ile taburenin düzlüğü, taburenin beyazı ile tekerleğin siyahı, hareketliliğe karşı yere ayaklarını sıkı basmış bir durağanlık gibi karşıtlıklar bunlardan ilk akla gelenlerdir. 

1960’lara gelindiğinde ise Optik Sanat örnekleri ve yukarıdaki sergi salonlarına çıkıp, sağdaki ilk salondan başlandığı takdirde, izleyicinin karşısına müzenin kendi tanıtımını yaptığı koleksiyonu yani Pop Sanat eserleri çıkmaktadır. Bu müzeyi Avrupa’daki diğer Pop Sanat koleksiyonlarından ayıran, İngiliz ve Amerikan Pop sanatı örneklerinden en önemli ve popüler olanlarını bir arada barındırmasıdır. Birçok müze koleksiyonuna Andy Warhol eserlerini katarken, İngiliz Pop sanatının önemli temsilcisi Richard Hamilton’un eserlerinden az bulunur veya sergilenmez. Ancak Ludwig Müzesi’nde, Richard Hamilton’un “Swingeing London 67 II” eseri, Roy Lichtenstein’ın “Patlama No.1”, Andy Warhol’un “İki Kağıt Dolar (Ön ve Arka)”, “Campbell Kutuları”, “Texan”, “Beyaz Brillo Kutuları” ve “Çiçekler”i, David Hockney’in “Güneşlenen” adlı resmi, Claus Oldenburg’un “Dev Yumuşak İsveç Işık Anahtarı (Hayalet Versiyonu)” adlı yapıtı, Robert Indiana’nın “USA 666” ve “Büyük Sekiz”i, Howard Kanovitz’in “Dergi”si ve “Açılış” isimli asamblajı, Tom Wesselmann’ın “Büyük Amerikan Çıplağı No98”, “Küvet No.3”ü ve “Manzara No.2”si, Jasper Johns’un “Alandaki Turuncu Bayrak” isimli resmi gibi Pop Sanat tarihi içindeki yapı taşları, Köln kentinin güzel bir sürprizi olarak keyifle izlenmektedir. 

İsmen kaynaklarda sıkça karşımıza çıkan ünlü eserler dışında, bir de uygulama ve/veya fikir anlamında sanat dünyasında farklı boyutlar açarak, kazanımlar sağlayan eserler vardır. Andy Warhol’un “Kendin Yap” isimli manzara resmi bunlardan birisidir. Kendi resmini bir model olarak ortaya koyan sanatçı, başkalarının bu resmi tamamlayabileceği fikri üzerinden yapboz tarzındaki resimlerini üretmiştir. Tamamlanmamış bir işi sergilemesi de, resmine başkasının müdahale edebileceğini söylemesi de resmin yapıldığı dönemde radikal ve yenilikçidir. Ayrıca Andy Warhol’un “Jetteki 129 Ölüm” isimli eseri, sanatçının “Felaket” serisini/dönemini başlatan eser olması dolayısıyla önemlidir. Yine bu salonda yer alan, Duane Hanson’un “Çantalı Kadın” isimli heykeli de, gerçeklik anlamında birçok izleyiciyi şaşırtmaktadır. Elinde çantasıyla duvara dayanmış birebir insan ebatlarında bir kadın imgesi sanki salondaki izleyicilerden birisi gibi mekanda yerini almaktadır. 

Bütün bu eserler sanatla ilgilenen bir izleyiciyi daha ilk odadan başlayarak oldukça etkiler, çünkü kapitalizmi hem yeren, hem de üretim yöntemi düşünüldüğünde kullanıp, daha da göze batmasını sağlayan bu akımın gelişim aşamalarının, bütün bu sanatçılardaki yansımalarını ve tarz değişiklerinin gözlemlenebilmesi çok önemli bir olanaktır. Örneğin Claus Oldenburg’un küçük bir objeyi ele alıp, oldukça farklı bir malzeme ile gündelik hayatta gözlemlenen boyutundan çıkartıp dev hale getirmesi ve/veya ayrıntısına inip neredeyse soyutlaması sadece ona özgüdür ve diğer Pop Sanatçılardan ayrılmasına neden olmaktadır. Roy Lichtenstein’ın gerek kendi ilgi alanı, gerekse bir baba olarak çocuklarının önerileri ile çizgi film karakterleri ve çeşitli illüstrasyonları eserlerinde hem konu olarak, hem de noktalamalarından ötürü üslupsal anlamda değerlendirmesi onun diğerlerinden farklılaşmasını sağlar. 

Picasso Salonu, Ludwig Müzesi
Picasso Salonu, Ludwig Müzesi

Kolaj ve asamblajların 20.yüzyıl sanatında yeri ayrıdır, çünkü malzeme çeşitliliği ve bunların yüzey üzerine uygulanması konusunda bir kırılma noktası olmuşlardır. Pop Sanat koleksiyonu sonrasında sergilenen, Jacques Villegle’nin “Avenue de la Liberte (Charenton)” isimli kolajı, espas anlamında kendi bulunduğu salonda öne çıkan yapıtlardan bir tanesidir. Bu eserle birlikte aynı odada yer alan, Wolf Vostell’in “Coca Cola”sı, Raymond Hains’in “Seita” isimli asamblajı ve Christo’nun “Sarılı Hesap Makinesi” isimli objesi, tavır olarak yüzeyden çıkıp nerelere gidilebileceği hakkında izleyiciye 20.yüzyılla ilgili güzel bir fikir vermektedirler. Robert Rauschenberg’in“Kara borsa” ya da “Wall Street” gibi asamblajları da yine resme alternatif eserler arasında yerlerini almaktadırlar.

Ludwig Müzesi’nin 1960-80 aralığından başka örnekler vermek gerekirse, Salvador Dali, Edward Kienholz, George Baselitz, Eduardo Paolozzi, James Rosenquist, George Segal ve Gerard Richter gibi isimlerden bahsetmek mümkündür. George Segal’in “Restaurant Penceresi I” isimli yerleştirmesi Pop Sanat eserlerinden bir sonraki odada yer almaktadır. Edward Kienholz’un “Taşınabilir Savaş Anıtı” isimli yerleştirmesiyle Fransız sanatçı Marisol, 1964’te yaptığı bir heykeliyle yer almaktadırlar. Müzenin Minimalizm ve Kavramsal Sanat kısmında, Donald Judd’un 1966 yılına ait “İsimsiz” bir metal heykeli, Joseph Beuys’un “Sucher” isimli düzenlemesi ve “Kralın Kızı İzlandayı Gördü” adlı resmi On Kawara’nın “OCT.10.2000” isimli belgeselci anlayışta yaptığı tarih dizisi işlerinden örnekler yan yana salonlarda sergilenmektedir. Donald Judd ve sonrasında Sol Le Witt’in “Kırmızı Kara ve Beyaz Harfler”i Minimal Sanat örnekleri olarak Ludwig Müzesi’ndeki yerlerini almaktadırlar.

Joseph Beuys, Royal Palace, 1985, K20 Kunst Sammlung Müzesi
Joseph Beuys, Royal Palace, 1985, K20 Kunst Sammlung Müzesi

Soyut eğilimler kısmında, İkinci Dünya Savaşı sonrasında figüratif sanat üretimlerinin, Nazi Almanyası’nın direttiği şekliyle ve/veya Rusya’daki Sosyalist Gerçekçilik gibi örneklerle sanatçıları belirli çerçevelerde yapıt üretmek konusunda mecbur bıraktığı için dışlandığını ve bunun bir kırılma noktası olduğunu vurgulayan bir açıklamayla soyutlamalardan örnekler sergilenmektedir. Cy Twombly, Antoni Tapies, Mark Rothko, Clyfford Still ve Frank Stella gibi sanatçıların bu salonda eserleri yer almaktadır. Hemen ardından sergilenen, Ernst Wilhelm Nay, kendisine özel bir oda ayrılan Uluslararası ortamda ismini duyurmuş Alman bir sanatçıdır. Soyut eğilimler ve rengin gücü olarak adlandırılmış galerilerin arasında Nay’in odası bulunmaktadır. Sanatçıda renkçi tutum ve leke kullanımı ön plandadır. Ludwig Müzesi’nin bu katında sergilenen diğer sanatçılar, Jackson Pollock, Willem De Kooning, Lucio Fontana ve Alexander Calder’dir. 

Jestüel resimlerin ağırlıkta olduğu Informel Sanat ve Soyut Dışavurumculardan örnekler de yine müzede 20.yüzyıldan önemli bir dönemi oluşturacak şekilde yerlerini almaktadırlar. Sig-mar Polke ve Gerhard Richter’le başlayacak şekilde, 1980’lerden Martin Kippenberger, Albert Oehlen, Susanne Paesler, Georg Herold, Rosemarie Trockel ve Yan Pei-Ming gibi sanatçıların, aralarında dijital resimlerin, politik sembollerin olduğu ve/veya farklı dokular ve malzemeler üzerine yapılmış eserleri müzede sergilenmektedir. Ilya Kabakov, Kerry James Marshall ve Lubaina Himid gibi sanatçıların da birbirlerinden farklı ilgi alanları ve odak noktaları vardır. Örneğin Marshall, geleneksel resim uygulamasını romantik bir portre bakışı ile buluşturarak, Afrikan Amerikan orta sınıfını resmedip Batı Sanatı içinde kendine özgü bir yer edinmeye çalışmaktadır. 

Ana hatları ile, Kunstsammlung ve Ludwig Müzesi’nde bulunan, Alman Dışavurumcuları, Otto Dix ve Joseph Beuys başta olmak üzere daha birçok Alman sanatçının da eserlerinin daha fazla olduğu bu iki kentin sanat koleksiyonları, 20.yüzyılın gelişimini gözlemlemek adına birbirlerini tamamlayıcı bir niteliktedir ve görülmeye değerdir.