“Genel olarak sanat fuarlarının sanat piyasasında üstlendiği rol ile sanat eserinde fiyat oluşumuna katkısı; ayrıca sanatçı ve sanat galerilerine sağladığı kazanımlar hakkındaki görüş ve düşünceleriniz.”

Dosya kapsamında yönelttiğimiz bu soruyu sanat dünyasından 12 yetkin isim(Evrim Altuğ, Aylin Seçkin, Bedri Baykam, Celal Binzet, Fırat Arapoğlu, Orçun Çadırcı, Tomur Atagök, Utku Varlık, Sabahattin Şen, Onay Akbaş, Abdulkadir Günyaz, Nezih Çavuşoğlu) değerlendirdi. 

Ayrıca sanat fuarı yapımcısı sıfatıyla İKON Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, dünya sanat piyasası ve Contemporary İstanbul hakkında yönelttiğimiz soruları yanıtladı.


Ali Güreli

Söyleşi: Tevfik İhtiyar

İKON Turizm ve Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli bu yıl 13. kez düzenlenen Contemporary Istanbul hakkına bilgi verdi. Güreli, ekonomik zorluklara karşın Contemporary Istanbul’un önünü açabilmek amacıyla Türkiye İhracatçılar Birliği bünyesinde “Hizmet İhracatçıları Birliği”ni oluşturduklarını, ayrıca Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı’nı kurduklarını belirtti.

Ali Güreli ve Tevfik İhtiyar
Ali Güreli ve Tevfik İhtiyar

Ali Bey, Sanat Fuarları başlığı altında bir dosya hazırlıyoruz. Ayrıca bugünlerde yaşanan ekonomik krize, sosyo-kültürel ve sanatsal yapıdaki gelişmelerin olumsuzluğuna vurgu yapmak üzere de “En Büyük Moral Sanattır” sloganını derginin kapağına taşımayı düşünüyoruz. Hazırlanan dosya kapsamında sanat fuarlarının sanat piyasasına ve sanat eserinde fiyat oluşumuna etkileri, sanatçı ve sanat galericisine sağladığı kazanımları hakkında sanat ortamının yetkin isimlerinin görüş ve düşüncelerini sorduk. Bu çerçevede sizin de görüş ve düşüncelerinizi almak, ayrıca bu yıl düzenlemekte olduğunuz 13. Contemporary Istanbul çalışmaları hakkına bilgi edinmek istedik. Öncelikle 13. Contemporary Istanbul (CI-2018) hakkındaki hazırlıklarınız ve çalışmalarınız ne aşamada? Konu hakkında bilgi verir misiniz?

Evet… İçinde bulunduğumuz bu ekonomik koşullarda, dolardaki olumsuz gelişmeler karşısında insanların moral ihtiyaçları var. Contemporary Istanbul 2018 (CI-2018) çalışmalarına gelince yeni projeler ve hedeflerden oluşan 2018 yol haritası rehberliğinde 20-23 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek fuar, bu yıl da yenilikleriyle bölgedeki öncülüğünü sürdürecek.

Contemporary Istanbul Yönetimi olarak ve başta Direktörümüz Kamiar Maleki ile dünya genelinde 28 sanat fuarını ziyaret ettik. 4 kıtada, 19 çağdaş sanat müzesi yönetimi ile görüştük, 8 ayrı şehirde Contemporary Istanbul özel daveti gerçekleştirdik, 12 uluslararası dergide ilanımız çıktı, önümüzdeki 2 ay içinde 31 dergide daha çıkacak.

Bu yıl genç koleksiyonculara örnek olmak ve önde gelen koleksiyoncularımızla iletişim amacı ile Collector’s Stories sergimizin ikincisi olan “Yakın Dönemdeki Alımlar” / “Recent Acquisitions I” sergisi Hasan Bülent Kahraman küratörlüğünde fuar alanında gerçekleşecek. Bu sergi Türkiye’deki mevcut alım trendlerine özgün bir içgörü sunuyor ve gelecekteki yönelimlere işaret ediyor. Sanatseverler, bu sergide resimlerden yeni medya sanatına kadar tüm medyalara uzanan ve yakın zamanda alınmış muhteşem örnekleri bulacak.

Sergiye eser veren koleksiyonerler kimlerdir?

“Recent Acquisitions I” sergisinde ülkenin önemli koleksiyoncularından Leyla Alaton, Lucien Arkas, Mehmet Ali Bakanay, Rezzan Benardete, Selman Bilal, Büyükkuşoğlu Aile Koleksiyonu, Banu / Hakan Çarmıklı, Suzan Sabancı Dinçer, Saruhan Doğan, Tansa Mermerci Ekşioğlu, Sevda / Can Elgiz, Sarp Evliyagil, Özlem / Naim Gençoğlu, Asuman / Hüsnü Güreli, İrem / Sina Kınay, Hatice / Ferit Meriçten, Ömer Özyürek, Leyla Pekin, Ali Selçuk, Erol Tabanca, Mustafa Taviloğlu, Örge / Şahin Tulga, Agah Uğur, Ayşe Umur, Şebnem / Mahmut Ünlü ve Tony Ventura’nın edindiği eserler sergilenecek.

TL’nin dolar karşısındaki değer kaybının bu yıl düzenlenen fuara yansıması sizce nasıl olacak?

Bu konuda özellikle bize yurtdışından Türk koleksiyonerlerinin satın alma gücünde azalma olup olmadığı soruldu. Bizim cevabımız ise koleksiyoner entelektüel iş çevrelerinin genelde dolarla iş yaptıklarını ve birikimlerini dolarda tuttukları için olumsuz etki olmayacağı yönünde oldu.

Fuara katılan galeriler arasında stant fiyatı uygulamasında yerli-yabancı galeri olarak bir fiyat ayrımı var mı?

Yabancılar daha yüksek para ödüyor. % 10-15 yüksek. Türkiye’deki galeriler ödeyemeyeceği düşüncesiyle fiyat indiriyoruz. Dövizdeki fiyat artışlarını da göz önünde bulunduruyoruz. Ayrıca şunu da belirteyim: Türkiye’deki galeriden çıkıp fuara gelenle Roma’dan, Milano’dan gelen galerinin masrafı doğal olarak daha fazla oluyor. Nakliye, konaklama vs. gibi giderleri koyarsanız yabancılar için masraf bir hayli kabarık. 

Contemporary Istanbul’un dünden bugüne satış grafiği nasıl seyretti, yıllara göre cirosu ne oldu?

Türkiye’nin son yıllarda içine girdiği zorlukların uzantısı tüm ekonomilerde olduğu gibi sanat pazarında da devam etmekte ve toparlanmaya çalışmakta, yaralar sarılmaya çalışılmaktadır. Halen ekonomide yaşanan gerginliklerin olumlu bir netice vermediğini izliyoruz. Ancak, İstanbul’da sanat dünyasını etkileyecek çeşitli yapılanmalar devam ediyor: 2013-2014’ten sonra ciro düşmeye başladı. Yaklaşık % 40-45 oranında indi. Ancak ona paralel olarak galerilerin sundukları sanat eserleri, sanatçılar olukça iyiydi. Bu noktada galerilerin ve sanatçıların fiyatlandırmada spekülatif fiyatlardan kaçınması lazım. 

Seçici kurulun değerlendirmesi hakkında galeri ve sanatçılar arasında bazı memnuniyetsizlikler olduğu söyleniyor. O konuda neler söylemek istersiniz?

Ben işin içinde değilim. Olmak da istemiyorum. Başlangıçta vardım, şimdi yokum. Seçici kurul tamamen benden bağımsız çalışıyor.

Contemporary Istanbul’un “Galeri Destek Programı” olduğunu biliyoruz. Bu konuda yeni gelişmeler var mı?

Türkiye’nin sanatsever iş insanlarına yönelik olarak ilk kez 2017 yılında, Özyeğin ailesinin Romanya’daki yatırımı Anchor Group ile başlatılan “Galeri Destek Programı” bu yıl genişletiliyor. Galerilerin Contemporary Istanbul’a katılımına desteklemeyi amaçlayan programın, bu yıl 10 ülkeyi kapsaması hedefleniyor. 

Programın misyonu uluslararası galerileri desteklerken İstanbul’u da daha geniş bir kitleye tanıtmaktır. Contemporary Istanbul, uluslararası ve yerel düzeyde önde gelen iş insanları ve şu anda Portekiz, Hollanda, Romanya, Macaristan, İtalya ve Hırvatistan gibi hedefledikleri ülkelerde yatırımları ile aktif olan DEIK ülke temelli Business Council Representatives ile işbirliği yapıyor.

Galeri Destek Programı kapsamında bu yıl fuara katılacak ülkeler ve onları Türkiye’ye getiren kuruluşlar şöyle:

  • Portekiz – Optimal/Krea
  • Romanya – Bucuresti Mall/Özyeğin
  • Hollanda – Credit Europe/Özyeğin
  • Fransa – TAV
  • Hırvatistan – Saran Holding 
  • ABD – Herrick ve Moral Hukuk

Almanya ve İtalya’da görüşmeler devam ediyor. Şu an itibarı ile galeri kesinleşti; bu sayının 18’e çıkmasını bekliyoruz.

Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı kurulma çalışmalarınız vardı, o konu ne aşamada?

Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı’nın kurulduğunun müjdesini vermek istiyorum. Bu vakıf öncelikle eksikliği duyulan seminer ve sertifika programları kanalı ile eğitimi hedefliyor. Vakıf, sanat ve kültür dünyasında aktif olan tüm paydaşlarla en etkin iletişimi kurarak programlarını uygulayacak. Vakfın bu sektörün gelişmesi için birçok hedefi bulunmaktadır ancak, en baş hedefi toplum içinde iletişim ve paylaşım olacaktır. Yapılması gerekenleri, atılması gereken adımları ilgili azami sayıda paydaş ile birlikte ele alacağız. Vakfı kurmaktaki öncelikli amaçlarımızdan biri de iletişim. Hem ülke içinde hem de uluslararası arenada kurumlar nezdinde de iletişim faaliyetleri aynı şekilde yönlendirilecektir. 

Ayrıca biz Contemporary Istanbul olarak bu ekonomik olumsuzluğa karşı sanatın çok önemli bir rolü olmalı diye düşündük ve olumlu bir yere çekmemiz lazım dedik. O amaçla geçtiğimiz günlerde yeni bir oluşum hayata geçirildi: “Hizmet İhracatçıları Birliği”. Ben o kuruluşun yönetim kurulundayım. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde 61. birlik olarak kurulan Hizmet İhracatçıları Birliği’nin amaçlarını şöyle toparlayabiliriz: 

*Sanat pazarını yönlendiren tüm oyuncuların en kuvvetli örgütü bu birlik olacaktır. Sektörün tüm sorunlarını olması gereken en kuvvetli şekilde bu örgüt dile getirecek ve asıl önemlisi çözümlerini üretecektir. 

*Ben bu Birliğin yönetiminde Contemporary Istanbul’u gerçekleştiren İKON Fuarcılık kuruluşunu temsilen yer aldım. Birlik içinde hızla Sanat ve Kültür Komitesi kuruluşu çalışmalarını başlattık. Bu Birlik, diğer tüm 60 sektör ihracatçı birliğinde olduğu gibi: 

  • Yurtdışı tanıtım ve fuar katılımları,
  • Yurtdışında galeri açma amaçlı destekler,
  • Kurulacak Komite vasıtası ile de kanaatimce önemli bir değişim ise TİM bünyesinde yer alan tüm kurumların sanat dünyasına yaklaşmaları sağlanacak ve Kurumsal Koleksiyonculuk müessesesi ülkemizde gelişecektir.

Fuar yapımcısı olarak dünya sanat piyasası hakkında bir değerlendirme yapar mısınız?

Sanat piyasaları dünyadaki siyasi ve ekonomik gelişmelerden hızlı etkilenen bir sektör. Diğer taraftan, sektördeki iniş çıkışlara rağmen, sanat piyasasında son 10 yılda ortalamada % 17 ila 18 gibi bir gelişme yaşanıyor.

2014 yılında 68 milyar dolar olan sanat piyasası hacmi, 2016 yılında 56 milyar dolara indi; 2017’de ise piyasa yeniden artış göstererek 64 milyar dolara yükseldi. Piyasada 2018 yılında da bir artış gözleniyor.

2018 yılını değerlendirdiğimizde dünya sanat piyasasındaki bu artışı, Asya pazarının sağladığını görüyoruz. Diğer taraftan son dönemde ABD dolarının çok büyük değer kazanması nedeniyle ABD’de de bir artış bekleniyor. Tabii bu artışta 2018 ilk döneminde düzenlenen müzayedelerin de olumlu katkıları oldu. Toplamda baktığımızda bu değişiklikler, ekonominin eğrilerine paralel ilerliyor ve bazı bölgelerde düşüş yaşanırken, Asya ve ABD gibi bölgelerde yükseliş kaydediliyor. Özetlediğimizde dünya sanat piyasasında şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza:

Global düzeyde bir numaralı pazar olan ABD, 2017 yılında dünya genelinde % 34 olan pazar payını 2018 yılında da koruyor. Buna ek olarak bu oranın, ABD ekonomisinin göstergelerine paralel olarak artması bekleniyor. 

2016 yılı sonunda pazar payı % 28 olan İngiltere, 2017 yılında yerini Çin’e bıraktı ve 3. sıraya indi. Çin pazarının bu yıl daha da büyümesini kaçınılmaz olarak görüyoruz. 2010 yılında dünyadaki milyarderler arasında % 10’da olan Çin’in sanat piyasasındaki pazar payı 2017 yılında %26’ya yükseldi. Çin’i benzer bir büyüme ile Hindistan takip ediyor.


Kültür İkliminin Telaşlı Peyzajı: Sanat Fuarı

Evrim Altuğ

Dünya ve Türkiye’deki sanat fuarlarının ezelden beri çok karakterli bir yapısı ve türlü kıdemde sorumlulukları var. ‘Fuar’ etiketi altında tasarlanan profesyonel açık oturumların, paralel etkinliklerin bir aradalığı, ortalama üç gün sürdürülen fuarların, gerek üretici, gerekse tüketici açısından artan sayısı göz önüne alındığında, paylaşılan vaktin de değerinin artışına ve görece bir ‘telaşa’ zemin hazırlıyor. Bu tıpkı, içi onlarca çeşit ve göz alıcı nadide türün yer aldığı bir akvaryumda yapay su akıntısı yaratmaya ve daha fazla dikkat çekmeye çabalamaya benziyor.

Çok kısa süre içerisinde, insan bünyesi ve duyularının kaldıramayacağı yoğunlukta, çok fazla yaratıcılık örneğine maruz kalan amatör ve profesyonellerin, yapıtlar ve sanatçılar, kurum yöneticileri ve öteki koleksiyonerler ile daha ‘huzurlu’ bir ortamda var olabilmeleri için, türlü metotlara başvurulabiliyor. 

Ön-izleme’ler, yarışmalar, kurum, koleksiyoner, sanatçı ve eleştirmen onur ödülleri, sanatçılar onuruna verilen özel ve ‘sınırlı sayıda katılım’ın yaşandığı prestij davetleri, sosyal ve kitle iletişim medyasının olanaklarıyla, etkinlik daha başlamadan onu hazmetmeye dayalı türlü pazarlama ve kitle iletişim gayretleri, bunların ilk akla gelen birer örneği. Söz gelimi, kültür sanat medyasının fuar özel sayıları, ekleri, dosyaları hazırlamasını, yaşanan bu hayırlı ‘çalkantı’ya birer nasiplenme ve katkı hamlesi olarak saymamız mümkün.

Kültür İkliminin Telaşlı Peyzajı: Sanat Fuarı

Fuarların “yaşlandıkça” prestijlerinin artıyor olması da, kullanılan başka bir etmen. Kendilerine verdikleri isimlerle edindikleri kavramsal mülkiyet ile, onlara katılacak galeri ve sanatçıların da duruşlarını belirlemiş bulunuyorlar. Sözgelimi bir fuar kendisini ‘güncel’ olarak lanse ederken, öteki, bu alanda 30 yıla yakın bir tecrübesinin olduğunu savunabiliyor. Bu yönüyle Türkiye’deki kelebek ömürlü sanatçı-galerici ilişkileri ve galerilerin de yaşamlarını çok uzun süre devam ettirememelerini hesaba kattığımızda, fuarların karşılıklı bir duruş mukayesesi, bir gövde gösterisi fırsatı olarak kullanıldığını düşünmek mümkün olabiliyor. 

Bu koşullar altında psikolojik değerini sürekli artırmaya çalışan yapıtlar ve sahipleri, fuarlarda hazır bulunarak birbirlerinin en son üretimlerini de yerinde ve eş zamanlı olarak, mümkün olan en medenî koşullarda izleme fırsatını da yakalayabiliyor. Fuarların izleyici kalabalığı, gerekliliğinin de bir yansıması olarak kendini gösteriyor. İlk bakışta sevindirici gibi gelen bu görüntünün temelinde, gerçek sanat izleyicisinin, sosyal medyanın da etkisiyle artık bizzat galerileri bile gezmek istememesi veya bunu bir alışkanlığa dönüştürmemesi yatıyor. Bir anda, olabilecek en geniş manzarayı en net biçimde görmek isteyen izleyici ve profesyonel, böylece hem ortalama bir değer algısını, hem de estetik yargısını edindiğini düşünüyor. 

Tüm bu psikolojik katkı unsurları, yapıtların fiyatlarına da acımasız biçimde sirayet ediyor. Kimi sanatçı veya galerici, yapıta kondurduğu gereksiz abartılı rakam ile fuarın reel ekonomideki ortalama duruşuna kıyasla gerçeküstü bir duruş sergilediği için gülünç duruma düşerken, kimisi ise yaptığı öncelikli tercihlerle, diyelim ki pahalı ve her yerde değil ama, az ve ucuz olanı, doğrudan hedefe sevk ederek kâr sağlıyor. 

Kişisel olarak benim sanat fuarlarında edindiğim en değerli kazanımların başında, tazelediğim profesyonel ilişkiler ve galerilerin yaptıkları sanatçı tercihlerine karşılık bende oluşan izlenim geliyor. Bu algı kalabalığında herhangi bir galerinin, ne verdiği ve istediğini bilerek, mümkün olan en net manzarayla karşımda olmasını, maddi manevi açıdan daha verimli ve tutarlı buluyorum. 

Tepeden baktığımızda ‘yılın en karma sanat sergisi’ olan fuarların, yapıtların estetik, politik ve sanat tarihsel değerleri açısından da potansiyel müzayede iklimine önemli veriler kattığını düşünüyorum. 

Buradaki eserler, olası yeni bütün kataloglar ve fiyat listeleri için de kuşkusuz tayin edici, emsal nitelikli oluyor. Bunun dışında, eğer Türkiye’den bahsediyorsak, çevre illerin düzenlediği fuarlar ve bu illerden de İstanbul’a gelme imkânının, fuarların gerekliliğini bize bir kez daha gösterdiğini düşünüyorum. 

Yine sanat fuarlarının sanatçının çıkarına olduğunu düşündüren bir başka detayın da, galerisiz sanatçılar için önemli bir iletişim ve başvuru veya keşif kaynağı olduğuna inanıyorum. Bu açıdan fuarlar, ‘galeriyle çalışan sanatçı’nın da ne işe yaradığının koşulsuz kanıtı olabiliyor.

Ve elbette Türkiye’den kimi galerilerin, yurt dışındaki fuarlarda kendilerini gösterme çabalarının, maddi manevî önemli bir artı puan olduğunu bir daha anımsatmak istiyorum.

Plastik bir dille neticelersek, sanat fuarları, mevcut kültürel peyzaj içinde türlü portreler ve oto-portrelerle tanıştığımız, kendi kaosu içinde çok değerli rastlantılara gebe, önemli bakış fırsatları olarak tarif edilebiliyor. Bir tür, soyut dışavurumcu bir peyzaj bu.

Açılışları ve etkinlik süresince bolca ikramın yapıldığı fuarlarla ilgili olarak, yeri gelmişken yarı şaka, yarı ciddi bir öneride daha bulunayım. Fuarı bir defa kahveyle, bir defa da ikramların çakır keyfiyle gezin. 

İlginç neticeler alabilirsiniz. 


Sanat Fuarlarının Ekonomisi

Prof. Dr. Aylin Seçkin

Sanat fuarları artık bir yaşam biçimi hatta bir sosyal statü sembolü oldu. Fuarlar dünyanın çeşitli yerlerinden gelen sanatsever, küratör, koleksiyonerler, müze yöneticileri, akademisyenler, sanatçı ve galerilerin bir hafta boyunca yemek, kokteyl, davet, söyleşi, atölye çalışmaları gibi çeşitli vesilelerle karşılaştıkları, sosyalleştikleri, ayrıcalıklı bir kulüp aktivitesi gibi yorumlanabilir. Fuarlar, sadece sanatın el değiştirdiği pazar olmaktan çoktan çıkmış bir yaşam biçimine dönüşmüştür. İlk sanat fuarları Avrupa ve Amerika’dayken şimdi dünyanın dört bir yanında birbirini takip eden bir fuarlar silsilesi söz konusudur. Fuarlar bir şehrin marka değerine de katkıda bulunurlar. ARCO Madrid de Contemporary Istanbul da şehirlerin sanat üretim ve sanatsever gruplarının güçlenmesinde önemli rol oynamaktadırlar.

Sanat fuarları galerilerin hem katılmaktan bir türlü vazgeçemedikleri hem de her yıl gittikçe artan maliyetlerin ve satış belirsizliğinin altında ezilmekte ve birçoğu katıldıkları fuar sayılarını gözden geçirmekteler. TEFAF 2015 raporuna göre 2000 yılında 55 fuar varken bugün irili ufaklı 200 civarında fuar koleksiyonerler için neredeyse fuar yorgunluğu sendromu başlatmış durumda. 2018 yılı itibariyle takvime geçmiş şimdilik tam 103 sanat fuarı koleksiyonerleri ve sanat meraklılarını bekliyor. Koleksiyonerler açısından da takip etmesi artık çok zor olan takvimler hem sanat meraklılarını hem de galerileri bir tür uzmanlaşmaya ister istemez itiyor. Fotoğraf, design, modern, çağdaş, yerel sanat gibi. 

İster lokal olsun ister global sanat fuarları galeriler için yeni alıcılara ulaştıkları ve görünürlük alanlarını genişletebildikleri büyük bir fırsat olarak kabul ediliyor. Bu kapsamda Buenos Aires’te 2017’de organize edilen Art Basel Cities serisi yerel galeri ve sanatçılara fırsat verebilecek bir platform olarak görülüyor.

Brezilya’daki 12-14 Nisan’da politik skandalların gölgesinde geçen 14.sü gerçekleşen Sao Paulo Arte’de bu sene Damien Hirst, Yayoi Kusama, Dan Flavin, ve Olafur Eliasson gibi sanatçıların eserleri sergilenirken ilk kez David Zvirner, White Cube, Neugerriemschneider galerileri katılırken, New York galerisi Marian Goodman’ın da fuara geri dönmesi Brezilya sanat piyasasında yeni bir hareketlenmeye işaret ediyor. 

Her şeyin olduğu gibi sanat fuarlarının da süper starları var. Art Basel ve Art Basel-Miami ile Frieze serileri en önemli uluslararası fuarların başında geliyor. Bu fuarlara katılan galerilerin çoğu New York, Londra, Berlin’de hatta, Gagosian gibi toplam 16 farklı yerde bulunan süper star galeriler bu star fuarların müdavim galerileri.

Mayıs’ın ilk haftası süper star fuarlardan Frieze serisinin ilki New York’ta gerçekleşirken şehirde aynı anda Armory, Context, 1-54 Contemporary African Art Fair gibi bir çok sanat fuarı demek. Sanat fuarları galeriler için neden bu kadar çok önemli? 

Ekonomistler bu fuarları alışveriş merkezlerine benzetiyorlar. Birçok irili ufaklı mağazanın bulunduğu AVM’ler gibi değişik galeriler en ünlüsü de orta hallisi de aynı fuarda aynı koleksiyonerlerin karşısına farklı fiyat aralıklarındaki sanat eserleriyle çıkarken büyük bütçeli galeriyle orta-küçük bütçeli galeriler fuar maliyetleri söz konusu olduğunda aynı gösterim, taşıma, sergi masraflarını üstlenmek zorunda kalıyorlar. Dökümünü daha detaylı vereceğimiz bu fuar maliyetleri Art Basel katılımı için her şey içinde ortalama 250 bin dolar civarına çıkabiliyor. Büyük galeriler ortalama 7 süper star fuara katılırken sadece bir eser satarak bile tüm fuar maliyetlerini çıkarabiliyorlar. Satacağı en pahalı iş 50 bin dolar civarında olan orta büyüklükte bir galeri ise bu eserlerden en az 5 adet satarak maliyetini karşılayabiliyor. Zaten yüksek kiraların galeri bütçelerine getirdiği yük ortadayken yılda bir kez bile böyle bir fuar katılımı, orta büyüklükte bir galeri için, satışlar kötü gittiği ve % 10 civarında kaldığı durumda, tatsız sonuçlar doğurabiliyor. 

Bu fuarlara katılmak bir yandan orta ve küçük ölçekteki galerilere her geçen gün daha büyük bir yük olurken bu fuarlara katılmama kararı da bir o kadar maliyetli. Art Market 2018 raporuna göre galerilerin 2017 yılında fuar maliyetleri % 15 artarak 4,6 milyar dolara yaklaşmış durumda. Fuar maliyetleri galerilerin harcamalarının ilk sırasında yer alırken kiralar ikinci önemli maliyet kalemi olarak dikkat çekiyor. 300 bin civarında galerinin hepsi de süper star fuarlara katılamıyor. Fuarlara katılmak küçük galeriler için de star galeriler için de benzer bir maliyet taşırken küçük galerilerin planladıkları satışlar her zaman olmuyor. Peki, zarar da etse galeriler fuarlardan neden vazgeçemiyorlar? Aslında bir tür kumar ve burada kazanan her şeyi alıyor (the winners take all). Bütün dünyada orta ölçekli galeri piyasası daralırken büyük ölçekli galeriler gittikçe daha atak ve yayılmacı bir politika izliyorlar. Gagosian’ın Art Cologne gibi nispeten lokal bir fuara katılıyor olması bu güzel bir kanıt oluşturuyor. Orta ölçekte bir galerinin Art Basel- Basel’e katılma masrafları, fuar esnasındaki aktivite ve koleksiyoner yemekleri de dâhil olduğunda masraflar kesin olarak tahmin edilebilirken gelirler son derece belirsiz. Fuarda hangi galeriyle yan yana olduğunuz, hangi koridorda olduğunuz bile önem taşıyor ve önceden bilgi almış koleksiyonerler dışındakilerin dikkatini çekmek için alanın ne denli iyi tasarlanmış olduğu, sanatçı ve eser seçiminde ne kadar potansiyel koleksiyonerlerin beğenisiyle doğru eşleştirme yapıldığı da ayrı bir önem taşıyor. 

Fuarlar, birçok galeri için geniş bir uluslararası koleksiyoner, basın ve ziyaretçi grubuyla en azından karşılaşma fırsatı veriyor. Bu fırsatın satışa dönüşebilmesi bazen yıllarca düzenli katılım gerektirebiliyor. Optimizasyon yapan rasyonel bir galericinin belki de fuarlara hiç katılmaması lazım. Ancak, burada galerinin maksimize ettiği şey karı değil, imajı. Tıpkı sürekli zarar eden futbol kulüplerinin sürekli yeni oyuncu transfer edip yarışa asıldığı ve kazanmayı maksimize ettiği yarışların söz konusu olduğu ortamlar gibi fuarlar da galerilerin ismini, markasını sanatçılarını tanıttığı ve bu tanıtımın en geniş koleksiyoner gruplarına görünür olmasının sağlanmasının temel amaç olduğu rekabetçi yarışmalar olarak görülmelidir. Böyle düşünüldüğünde galerilerin fuarlara katılması mantıklıdır diyebiliriz. Bir başka önemli nokta da belli bir coğrafyada rekabet eden galerilerin fuar tercihlerinin birbirlerinin kararlarından etkilenmesi, bir galerinin bir fuara katılması diğer galeriyi de rekabette geri düşmemek için aynı ya da benzer bir fuara katılma kararı almasına iter. Bu süper güçlerin silahlanma yarışına da benzetilebilir ve oyun teorisi kapsamında ele alınabilir. Ancak bir husus daha var: daha çok gelişmekte olan ülkelerin, periferik sanat piyasalarının galerileri acaba doğru koleksiyoner grubuna mı hitap ediyorlar? Yarıştıkları rakip galeriler gerçekten onlarla benzer segmentte mi yarışıyor? Bu sorunun cevabı galerinin kendini global piyasanın neresinde gördüğü, hangi koleksiyoner kitlesini hedeflediği, kendi gelir-gider yapısını ne kadar doğru tahmin edebildiği ölçüde başarılı bir cevap olacak ve galeriler yaptıkları fuar harcamalarının ne denli satışlara yansıyıp yansımadığını sorgulamak durumundadır. Aslında bu bir tür bekleme oyunu ya da ekonomide arama teorisi (search theory/ waiting cost) kapsamında analiz edilmeli. Arama teorisi hemen bir değiş tokuşu sağlayamayan alıcı veya satıcıları incelemeye dayanır. Ticaretin gerçekleşmesi için önce bu alışverişle ilgili karşı tarafın bulunmasının önemi üstünde durur. Arama teorisi birçok alanda uygulama bulurken tüketici teorisinde satın alma kararlarının analizinde çokça kullanılır. Burada bir galeri için iyi bir koleksiyoner galerideki eserleri almaya hevesli ve belirtilen fiyatı ödemeye arzulu koleksiyonerdir. Koleksiyoner ise yüksek kalitede bir sanat eserini olabildiğince uygun fiyata satın almak ister. Her iki durumda da alışverişin gerçekleşmesi arayıştaki tarafların piyasada var olan alternatifler ile ilgili düşünce ve inançlarına bağlıdır. Daha açık ifade etmek gerekirse, arama teorisi kişinin karşısına çıkan çeşitli ve kalitesi önceden bilinemeyen potansiyel fırsatları seçerken (burada koleksiyonerler için eserler) beklemenin bir maliyeti olduğunu öngörerek nasıl optimal stratejiler belirlediklerini inceler. 

Artnet News’in 5 ila 35 kişi arasında çalışanı olan ve bu yıl Art Basel Miami fuarına katılan galerileri kapsayan anketine göre bu fuara katılım 120 bin dolar ile 275 bin dolar arasında değişiyor. Fuar alanı mekânı kirası 50.400 dolar ile 100.800 dolar arasında değişirken, küçük galerilerin yer aldığı özel bölümler 10 bin dolardan başlıyor. Küçük galeriler 10 bin dolara eser satarken büyük ve global galerilerde en ucuz iş 100 bin doların bile üstünde olabiliyor. Ankete katılan galeriler yıllık cirolarının % 20-60 arasında bir oranı fuarlarda gerçekleştirdiklerini belirtmişler. Büyük galeriler yılda ortalama en az yedi fuara katıldıklarını belirtmişler.

Art Basel Miami 2018 Galeri Bilançoları (Artnet Anketi)

  • Küçük Galeri (5–10 çalışan)
  • Booth kirası: $75,000
  • Ekstralar (ışık, mobilya kirası) $8,000
  • Uçak, otel: $20,000
  • Taşıma: $15,000
  • Eğlence (yemek, ağırlama.): $10,000
  • Toplam maliyet: $128,000
  • Tahmini ciro: $2 milyon
  • Orta ve Büyük Galeri (25–35 çalışan)
  • Booth kirası $100,000
  • Ekstralar (duvar, halı kaplama, elektrik, vs.,): $50,000
  • Genel operasyonlar (yerleştirme, çerçeve, üretim): $30,000
  • Ulaştırma (makina ekipman, saklama): $45,000
  • Seyahat: $30,000
  • Ağırlama, ikram, yemekler: $20,000
  • Toplam maliyet: $275,000
  • Tahmini satış: $5 milyon

Peki, neler önerilebilir? Galeriler fuarlara ortaklaşa katılabilir ya da bir platform altında ortak sanatçılarını temsil edebilirler. Bu iş birliği belki fuar dışında da devam edebilir ve kira ve diğer maliyetlerde her bir galerinin üzerine düşen yük azalmış olur. Bu durum aslında yine ekonomide riskin dağıtılması konusuyla benzerlik taşır. Galeriler birleşerek sanatçı çeşitliği sağlayarak belki de daha geniş bir koleksiyoner kitlesine ulaşmış olabilirler.

Bir başka nokta da genç ve gelişmekte olan ülke galerilerinin aralarında birleşirken marka fuarlar yerine daha makul maliyetli, erişilebilir sanatın öne çıktığı ve dünyanın değişik coğrafi bölgelerini kapsayan fuarları tercih etmeleri ve buna göre stratejik bir fuar sergileri programı yapmaları önem taşımakta. Bu sayede hem en kapsamlı koleksiyoner ve sanatsever gruplara ulaşabilirler hem de gereksiz yere bir maliyet yarışına girmemiş olurlar. Örneğin NADA veya Independent 2000 pounda bölüm kiralanabilen London Sunday fuarı, Roma’nın dışındaki 4000 avroya olan Grand Palazzo fuarı ya da 4200-8200 avro arasında booth fiyatı olan Paris Internationale butik fuarların en iyi örneklerindendir. Butik fuarlar, galerilerin uzmanlaşmalarına ve bu sayede sanatın o segmentiyle ilgilenen ve o alana daha meraklı ve bilinçli bir global koleksiyoner grubuna kolayca ulaşmalarını sağlayacaktır.

Son olarak kabul etmek gerekirse bir fuar enflasyonu söz konusudur. Birbirinin benzeri birçok fuar vardır ve artık bu fuarların daha segmentleşmesi ve başarılı olanların öne çıkması, diğerlerinin takvimlerdeki yerlerinden ayrılmaları gerekebilir. Bunu yapacak olan da galeriler ve sanatı takip eden tüm sanat izleyici ve profesyonelleri olacaktır. Ancak zaman, hem galerilerin hem de fuarların konsolidasyona ve uzmanlaşmaya doğru gitmek zorunda olacakları sinyallerini vermektedir. Ortalama 10 bin dolar civarındaki eserler halen dünyada en çok satılan eserlerdir. Bu eserleri satan galerilerin ayakta kalmasını sağlayacak optimal yapılar zaman içinde işbirliği ve paylaşım ekonomilerinin gelişmesi ve büyük veri desteğiyle sanatın bir Airbnb’sinin ortaya çıkacağı sistemler çok yakındır. 


CI’ın Sanat Ortamımıza Birçok Katkısı Var, Ama Kasım’da Olması Şartıyla

Bedri Baykam

Sanat fuarı denince Türkiye’de ilk akla gelen, tabii ki en yerleşik fuar CI, Contemporary Istanbul. 13-14 yıldır süren bu organizasyon, ne kadar doğal eleştiri alsa da, Türkiye’de en uzun ömürlü, sağlıklı çağdaş sanat platformu. Yıllardır kasım aylarında özlenen bir kalite standardı getiren, izleyenlerin önemli bir oranını tatmin eden bu fuar, artan bir başarı performansının hikâyesini taşıyor, hem de ülkenin çoğu zaman ters giden siyasi ve ekonomik krizlerine rağmen.

Ülkede sanat piyasasının maalesef yıkıcı ve affedilmez şekilde müzayedeler tarafından alt üst edilmesi, sanatçıların ve galerilerin, bu tuzaklara bindikleri dalı keserek ortak olan kimi koleksiyonerler tarafından neredeyse onursuzlukla suçlanabildiği iftira kampanyalarının hedefi haline gelebildikleri yoz ortamlarda, sanat fuarları, alıcıların tekrar sanatın dedikodulardan uzak, renkli yüzüyle buluşmasına olanak sağlıyor. Gerçek koleksiyoner anlamlı ve orijinal sanat eserleriyle ve sanatçılarla, ancak galeri sergilerinde, fuarlarda veya atölyesinde tanışabilir. Ayrıca artık yerleşmiş şekilde, “fuar” sanatçıların, en ilginç ve en yeni işlerini yapıp yetiştirecekleri kaçınılmaz ve üst düzey bir buluşma fırsatı olarak sanat ortamımıza yerleşti. Bu da kalitenin genel olarak artmasına muhakkak bir katkıda bulundu.

Yabancı ve Türk galerilerin aynı ortamda bulunması, ziyaretçilerin bu uluslararası sanat havasını solumaları, giderek kesinlikle Türk çağdaş sanat ortamına katkıda bulunan verilerdi. Ayrıca sanatçılar, galericiler ve koleksiyonerler arasındaki diyalogların gelişmesine etkisi olduğu da kesin.

Ne var ki CI, ne yazık ki bütün hatırlatmalarımıza rağmen, son iki yılda büyüsünü kendi yaptığı anlaşılması zor değişikliklerle tehlikeye attı. Kasım’dan Eylül’e çekilmesiyle, ister o yıl bienal olsun veya olmasın, Türk çağdaş sanat ortamının kimyası ve yaşam döngüsü tamamen bozuldu. Zaten ülkemizde sanat ortamının doğal olarak işlerinin pek yürümediği bir dönemde, yazın göbeğinde, galericilere yönelik fuar çalışmalarının ön temasından bile iyi kokuların çıkması mümkün değil. Sabah afyonu patlamamış, henüz 3 saat önce yatağında sızmış bir rock şarkıcısı, yere atılarak uykusundan uyandırılsa ve “Hadi bakalım hemen şimdi kalk, kap şu yerdeki gitarı, başla şakımaya” dense, ne kadar randıman alınabilirse, şu anda size yemin ediyorum, bir Eylül fuarından alınabilecek randıman daha fazla değil. Müşterilerin önemli bir kısmı tatilden dönmemiş, ressamlar yüzerken veya demlenirken sezona kafalarında başlayıp yeni serilerini daha henüz tasarlayamamışlar, galeri çalışanları bile tatilden henüz yeni dönmüşler veya çıkamamışlar bile…

Eylülde bienalle fuarın sinerji yarattıkları iddiası ise, tam havada kalıyor. İstanbul’da yalnız üç günlüğüne gelen yabancılar yalnız bienal ve fuar arasında değil, Kapalı Çarşı ve Ayasofya gibi tarihi yarımada ikilemiyle de boğuşmak durumunda kalıyorlar. Her galeri, “bu vesileyle” kendisini en çarpıcı sergiyi yapmakla sorumlu gördüğü için bir de araya onların baskı trafiği giriyor. Ortaya kocaman bir kargaşa çıkıyor. Zaman faktörü, yapılanın iyi niyetli senaryoların bir düşmanı haline geliyor. Dolayısıyla fuarın tekrar sanat bu ortamımıza doğrudan fayda sağlayan bir girişim olarak öne çıkması için, tekrar ivedi ve kesin olarak eski dönemine, kasım eksenli tarihine dönüş yapması lazım.


Sanat Fuarı ve Sorunlar

A. Celal Binzet

Kendisi çok karmaşık süreçlerin bir ürünü olan sanat olgusu, işin içine bir de toplu seyir ve pazar olayının girmesiyle farklı boyutlara ulaşır. Seyirlik durumunun, geniş tutulmuş bir fuar alanına dağılmış olması üzerinde bugüne değin sayısız yorumlar yapıldığı biliniyor. Bunların tümündeki ortak kaygı, günümüz kalabalık toplumlarında giderek karmaşıklaşan bir ilişki sistemi üzerine odaklanmış olması. Kısacası, kentleşme sorununu atlamadan değinilmesi olanaksız bir gerçeklik var ortada. Bunların üstüne, iletişim teknolojisinin ulaştığı aşama ile değinilen sorunların başka boyutlara taşındığı gerçeğini görmezden gelmeyelim. Görüldüğü gibi fuar demek, başta ekonomi olmak üzere, ideolojik ve kültürel bir yığın etmeni yapısında barındıran büyük bir işbirliği demektir. O nedenle kendi tekil varlığı dışında başka etmenlerle birlikte düşünülmesi zorunlu bir olguya dönüşür. Ama sonuçta, odağında sanat yapıtının bulunduğu bir varlık söz konusu. O artık içine gizlendiği kabuğu yerine kendisi gibi (ama asla kendisi olmayan) başkalarıyla yanyana gelerek bir piyasa ürünü sayılır. Burada gelinen nokta, sanat yapıtının metalaşmasıdır. Oysa, en son birlikte düşünülmesi gereken iki kavram karşısındayız.

Nedeni belli değil mi?

Sanat yapıtının özünde bulunmaması gereken en önemli şeyin piyasa olgusu olduğu açık. Öyleyse, bu durumu yaratan süreç insanlığın anamalcı düzene geçişiyle başlıyor demektir. Fuarcılığın geçmişi bu konuda bizleri aydınlatmayı sürdürüyor. Tarihsel koşulları içinde 15. Yüzyılın Avrupa anakarasında kimi kentlerin büyümesiyle oluşumun ortaya çıktığı bilinmekte. Dönem Belçika’sının önemli liman kentlerinden Antwerp, bu özelliği nedeniyle ilk fuarlardan birine ev sahipliği yapmıştır. Altı haftalık fuar boyunca resim satıcıları, çerçeveciler ve boya üreticilerinin yer aldığı bir kaynakta yazılı.(1) Bu tarihten yaklaşık üç yüz yıl sonra Paris ve ardından Londra gibi kentler fuar kavramıyla tanışıyor. Ama sanat fuarcılığının asıl atağa geçtiği dönem geçtiğimiz yüzyıl oldu. Gelinen bu noktayı anlayabilmek için sanat ve pazar ilişkisini iyi değerlendirmek gerekmez mi? Dahası, anamalcılığın ulaştığı aşamada sermaye birikiminin sanata akıtılması gibi bir sonuç çıkıyor ortaya. Artık birçok belli başlı kentin adıyla özdeşleşen fuar ya da bienal gibi sanatsal etkinlikler var.

Kuşkusuz, bu tür düzenlemeler için büyük ölçekli parasal desteklerin varlığı kaçınılmaz. Çünkü bu oluşum, temelinde -sanatsal boyutunu bir yana koyarak- ekonomik bir olaydır. Öyle olduğu içindir ki, İstanbul’da düzenlenen sanat fuarlarında kimi bankalar sponsor olarak parasal yükü sırtlanmaktadır. İşi bir adım daha öteye taşıyarak söylemeliyim ki, bazı bankalar sınır ötesine taşan girişimlerin parçası olmak durumunda kalmış. Akbank, Sotheby’s Müzayede Evi ile, Yapı Kredi ise Christie’s ile işbirliği yapmakta. Böylece kurulmuş bir zincir, sermaye ile sanat arasındaki köprünün varlığını kanıtlamaz mı? Hem de ulusal sınırların dışına taşarak…

Hiç şüphe yok ki bankaların, elinde bulundurduğu listelerden müşterilerini sanata yönlendirme konusunda ne gibi bir rol oynadığı yanıtlanması gereken bir soru. Çünkü kimi büyük müşterileri adına özel dergi çıkarmayı bile düşünen bu kurumların sanat adına yönlendirme yapması, olasılıklar arasında. Batı dünyası bizden farklı değil. Orada oynanan oyun daha büyük rakamları kapsıyor. Zaten bu gelişmelere bakıldığında bizimle batı arasında gecikmiş bir benzerlik olduğunu görmemek sorunu eksik kavramak olur. Buradaki gecikmenin nedenleri arasında belki de en başta, kültürel yapılanma geliyor. Özellikle sanat bağlamındaki kültürel birikimin niteliği, ilgili toplumun temel ideolojisinin gölgesi altında biçimlenir. Burada kimi kez farklı kanallar üzerinden yürüyen birer akış gözlenebilirse de, elindeki parasal yaptırım gücüyle baskın eğilimin ağırlığı duyumsanabilmektedir. Ayrı kanal derken, özellikle geri kalmış toplumlarda yönetimin istemleri ile ülkedeki kültürel yapının taşıyıcısı kültür ve sanat adamlarının çevresinde kümelenmiş bir kitlenin hedeflerinin dillendirildiği bilinmelidir. Özellikle 1980 sonrasında Reagan ve Thatcher politikalarının uygulamaya konulup, devletin sanattan desteğini çekmesiyle başlayan sürecin en büyük yansıması onların izinden yürümeyi seven ülkemizde ortaya çıktı. Sanatla ilgili her türlü girişime uzak durmayı yeğleyen bir anlayış egemen oldu yukarılarda.

Bu süreç sonunda ülkemizde başlayan kıpırdanmalar meyvesini verecekti. İstanbul’da her yıl düzenlenen “Artist-Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı” ile “Contemporary İstanbul” özel sektör ağırlıklı destekle varlık buldu. Bilindiği kadarıyla Contemporary İstanbul, Akbank’tan yardım görüyor. Geçtiğimiz yıl adı geçen fuarı, ön açılışla birlikte 5 günde 80 bini aşkın ziyaretçi gezmiş ve 55 milyon dolarlık yapıt satışa sunulmuş. Ama ilginçtir satış oranları konusu ortalarda görünmüyor.

Onca gürültü arasında gözlerden yitip giden bir yön varsa o da sergilenen yapıtlarla ilgili genel bir sanatsal değerlendirmenin eksikliğidir. Günümüzde egemen bakış açısının birbirinden oldukça farklı anlayışlara dağılmış olmasını normal karşılamalı. (Postmodernizmin kulakları çınlasın.) Ancak ana eksenin, çağdaş sanat yorumları üzerine kurgulanmış işler olduğu açık bir gerçeklik. Bu anlamda birbirinden tümüyle ayrı çalışmaların sergilendiği bir alan olarak kabul etmeli fuarları.

Fuar derken işin bir de Ankara ayağı olduğunu anımsamalı. Önümüzdeki yıl beşincisi düzenlenecek olan “ArtAnkara- Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı” başkentte sanatın nabzını tutmaya çalışıyor. Daha doğru bir anlatımla çağdaş sanatı uluslararası boyutuyla Ankara’ya taşımak gibi bir amaç peşinde. Elbette bir yığın sorunları da yapısında barındırarak. Sanatı toplumsal bir olgu olarak kabul ettiğimize göre, onun en önemli etkinliklerini yalnızca bir kentin sınırları içine gömmenin mantığını anlamak kolay değil. Günümüzde uygulanmaya çalışılan politikalar, önlerini tıkayan her düşünce sisteminin yolunu kesme uğruna yaptırımlara başvurmaktan çekinmiyor. Bu bağlamda ArtAnkara’nın gerçekleşebilmesi için gereken finansal kaynaklara ulaşımında bir yığın zorluklar yaşandığı bilgisini bir kenara not edelim.

İstanbul’daki etkinliklere destek çıkan çevrelerin, sıra Ankara’ya geldiğinde duyarsız kalmalarının nedenini açıklamak zor olsa bile yine de olanaksız değil. Devletin tüm önemli finansal kurumlarının taşındığı İstanbul üzerinden verilmek istenen ileti Ankara’nın içini boşaltmak galiba. Yalnızca kurumlarla yetinmeyip yatırımları da İstanbul’a yönlendirmenin gerisinde yatan düşüncenin tümüyle ideolojik olduğu açık. Ayrıca ortaya çıkacak rantın yüksekliği de düşünülünce Ankara’nın geride bıraktırılmasının ardında yatan nedenleri anlamak daha bir kolaylaşıyor. Yine de buradaki asıl kaygıyı ideolojik boyutuyla düşünmekte sonsuz yarar var. Ankara’nın nüfus yapısındaki görece türdeşlik özelliği dikkate alınırsa böylesi bir sanatsal etkinliğin topluma getireceği sanatsal katkının hiç de küçümsenecek ölçüde kalmayacağı gün gibi ortada. Zaten beş yıllık zaman aralığında her yıl giderek artan ziyaretçi sayısı bu görüşü kanıtlar nitelikte. İstanbul’da olsun, Ankara’da olsun, farklı adlar altındaki her tür sanatsal etkinliğin tarihi pek de öyle uzak bir geçmişe sahip değil. Her konuda örnek almaya çalıştığımız batıda kurumlaşmış bu etkinlikler yanında bizdekiler emekleme döneminde sayılır. Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında sanata verilen değeri anımsayınca bugün gelinen noktada nasıl bir içler acısı duruma düşüldüğü daha rahat görülecektir. Başta da vurgulandığı gibi, karmaşık süreçlerin ürünü olan sanatın, toplumla kucaklaşmasında ortaya çıkacak sinerjiyi görmemek olmaz. Sonul anlamda çağdaşlığa giden yol, sanat aracılığıyla düşünce kanallarını çoğaltmak ve yaratıcılığı olabildiğince geniş yığınlara açmaktan geçer. Fuarlar da bu oyunun oynandığı arenadan başkası değil.

(1)- Don Thompson, Sanat Mezat, İletişim Yayınları (Sanat Hayat), İstanbul, 2011, s. 258


Sanat Fuarlarının Sanat Piyasasında Üstlendiği Rol 

Dr. Fırat Arapoğlu

Ülkemizden bir örnekle başlayalım: Contemporary İstanbul fuarı Uluslararası İstanbul Bienali’ne paralel bir biçimde realize edilmeye başlandı. Bu pazarlama stratejisinin ışığında, sanat fuarcılığı ve sanat yapıtı ilişkisini düşünebiliriz. Fuarların ve sanatla ilişkisinin incelenebilmesi için, her iki alanın benzerlik taşıyan nitelikleri, fuarların sanat açısından önemi, sanat yapıtlarının fuarlarda fazlasıyla birer “meta” haline gelmelerinin ve son olarak metalaşma ekseninde fuar ve sanat ilişkisi üzerinde durmak gerekiyor. 

Fuarlar sanat üretenlerin, bu ürünü sunan galerilerin, ürüne değer katmak adına yazıları, yorumları ve organizasyonları ile katılan küratörlerin, basılı ya da görsel sanat medyasının da görünür olmaya çalıştıkları varlık alanlarından birisi. Ticari sanat bağlamına uzak duran veya durduklarını iddia eden sanat inisiyatiflerinin bile yer aldıkları bir etkinlik haline geldiler. Fuar, bu anlamda bir reklam alanı yaratıyor ve bir sanat fuarına katılmak, bir sanat galerisi için markanın sürdürülmesinin temel koşulları arasında görülüyor. Öyle ki sanat galerilerinin sınıflandırılmasında uluslararası sanatçı listesine sahip olmasının yanında, hangi uluslararası fuarlara katılıp katılmadığı, katıldıysa eğer bunların hangilerine katıldığı bir sınıflandırma konusudur. Zira kapitalist rekabet içerisinde, küresel ölçekte bir pazarda güçlü bir imaja sahip olmanın koşullarından birisi fuar katılımı ve sanatın ticari alıcısı olan koleksiyoncular için güçlü bir imaja sahip olan galeriler öncelik kazanırlar.

Sanat galerileri markanın günceliğini ve güvenilirliğini diri tutmak, koleksiyoncuların galeriye olan bağını güçlendirmek, bünyesinde bulunan sanatçılar ve sanat yapıtlarının sunumuyla diğer galerilerden olan farkını ortaya koymak, galerinin tanınmışlığını tesis etmek ya da korumak için galerinin görünürlüğünü bu fuarlarda sağlamaktalar. Fuarlar kısa bir periyod içerisinde alıcılara ürünün reklamlarını yapar ve koleksiyoncu ya da galerist olmayan izleyiciler ve bir galeriyle çalışmayan sanatçıların fuar alanına girdiklerinde adeta bir sanat reklamı bombardımanı yaşamakta olmalarının nedeni budur. Bu yüzden çok sayıda sanat yapıtının, aynı zamanda reklam imgeleriyle yer değiştirdikleri rahatlıkla ileri sürülebilir: Bu alınıp, satılabilir bir meta olma halidir.

Fuarlarda beğeniye/satışa sunulan yapıtların sayıca çokluğu karşısında yapıtlar yeterince görülemiyorlar. Bu yüzden “dikkat çeken yapıtlar”, “starların yapıtları”, “dikkat edilmesi gereken 10 isim” ya da “10 genç sanatçı” gibi tapon listeleri yaratılır. Yapıtların bazılarının ön plana çıkması bir mecburiyet. Öte yandan fuarlara has üretilen yapıtların niteliksizliği aslında bence daha önemli bir konu. Fuarlar için üretilen yapıtları ayırt etmek çoğu zaman olası. Galerilerin üretim baskısı ya da sanatçının kendi çalışma ritmini değiştirmesiyle ortaya şişiriliveren yapıtlar çıkmaktadır. 

Galeriler stantlarıyla birbirleriyle yarışırken, birbirlerini nötralize etmiyorlar. Bu çoğunlukla bienallerde ya da büyük ölçekli sergilerde küratörlerin kaçınmaya çalıştıkları bir şey: İleti sayısı artarsa, mesajlar birbirlerinin anlamlarına müdahale etmeye başlar. Fakat fuar bağlamında bu bir sorun değil: Sanat yapıtı piyasa ilişkileri içerisinde üretilmeye başlandığı anda, öncelikli olarak pazarda alınıp, satılan metalar haline gelmeye başlar. Yani kullanım ve değişim değerlerine sahip bir ürünün özelliklerini üzerinde taşımaktadır.

Yapıtların değerinin belirlenmesi ise sanatçı, satıcı ve koleksiyoncu arasındaki ego sürecinin bir çıktısıdır. Sanat yapıtına harcanan mesai ve beceriden ziyade, koleksiyoncu egosu sanatçının değerini belirlemeye başlar. Emek ve estetik değerin yerini piyasa değeri alır. Tüm bu etkenler bir yapıtın değerini oluşturmaktadır ve bu değerler ancak piyasa değeri kavramıyla açıklanabilir.


Piyasa İlişkileri Bağlamında Sanat Fuarları Üzerine

Orçun Çadırcı

Sanat fuarlarının ticari bir hizmet ve faaliyet alanına sahip, dudak ısırtacak kadar büyük ve sanat eserlerini ulus-aşırı ölçekte sergilemek/pazarlamak amacıyla kurgulanmış olan kurumsal yapılar oldukları bilinmektedir. Bu yapılar kapsamları gereği, geleneksel üsluplarla üretilmiş resim ve heykellerin yanı sıra, fuar mekanının sahip olduğu alternatif salonlarda katılabileceğiniz modern/post-modern film, sanatçı belgeseli, söyleşi, konferans ve/veya videolara değin pek çok teşhir nesnesinden oluşmaktadır. 

Oldukça uzun bir geçmişe sahip olduğu bilinen sanat fuarları, özellikle ülkemizde 1980’ler itibariyle, çağdaş sanat dünyasının küreselleşmesi ve sanatın kamusal alanda sergilemesi ve satışına yönelik bir mecranın tesis edilmesi hususunda hızla konumlanarak ticari arenadaki yerlerini almışlardır. Müze ve galerilerle paralel bir çalışma alanı arz eden bu fuarların sanat piyasalarını ciddi şekilde değiştirdiği/genişlettiği tartışma götürmez bir gerçektir. Öte yandan bu yapılanmanın, düşünüldüğü ya da iddia edildiği gibi, sanatçının ve eserinin ulusal ve/veya uluslararası ölçekte dolaşıma girmesine katkı yaptığı ve beraberinde bir nebze de olsa sınıfçılıktan demokratikleşmeye doğru bir evrilmeyi sağladığı ve iktidar yapılanmalarının güttüğü kültür politikalarında anlamlı bir dönüşüme sebep olup olmadığı ise tartışmalı durmaktadır. Özellikle İstanbul’da yerel yönetimlerin kentin turistik hareketliliğini arttırmak ve dünyaya kente dair yeni ve arı bir imaj yaymak, bu bağlamda kültür mirasına katkı yapacağı iddiasıyla sanattan faydalanmaya başlamaları bu tartışmayı görünür hale getirmektedir. 

Önceleri İstanbul merkezli seyreden ve yeni denilebilecek bu hareketliliğin ulusal yüzeye yayılmasının başat sebebi, bu sonbahar yirmi sekizincisi düzenlenecek olan Artist 2018 ve buna koşut olarak on üç yıldır düzenlenen CI sergilerinin ticari göstergeleri ve bunun hareketlendirdiği dinamiklerdir elbette. 

Zira geçtiğimiz yirmi yılda ülkemizdeki sanat fuarlarının sayısında ortaya çıkan önemli artış, bu türden bir kültür politikası ve organizatör kurumlar aracılığıyla kültür endüstrisinden sanatın payına düşeni devşirme hırsından başkaca bir şey olmadığını ispatlar niteliktedir. Bundan nemalanmak arzusunda olan diğer kişi ve kurumlar olarak sanatçı, galerici ve diğer aracılar (eleştirmenler, sanat yazarları, sanatçı menajerleri/asistanları vb.) bahsi geçen endüstrinin bileşenlerine dönüş/türül/en aktörlerdendir. Bu aktörler arasında ‘sanatçı’ dışında kalanların tamamı, sanat eserlerinin üretimini ve sergilenmesini desteklemek/finanse etmek vb. roller üstlenerek bir yandan sanatçıya sadece üretmekte olduğu yapıtla meşgul olma serbestisini sağlarken; piyasayla, yürürlükte olan arz-talep üzerine kurulu gizli bir anlaşmayı yürütmekte olduğu da bir diğer gerçektir. Sergilenme biçimlerinden, giderek daha da modalaşan üsluplarla varlık teşkil etmenin olanaklarını dayatan bu tür yapı/lanma/lar tüm sanat piyasalarını benzer bir pazarlama anlayışı uyarınca birbirine bağlamaktadır. Bu gelişmelerin benzer yapılarda meydana gelmesi ve söz konusu -modernden çağdaşa- sanat sergileme biçimleri arasındaki yakın benzerlikler, pek çok sanat eleştirmenini sanat fuarlarını birbirinden ayırmanın gittikçe zorlaştığını ileri sürmeye sevk etmiştir. 

Zira Tüyap’ın Artist Sergilerinin Contemporary İstanbul’dan yahut Ankara (Artankara) ve İzmir’de düzenlenen (Egeart) sanat fuarlarından mantık olarak bir farkı olmadığı öteden beri gözler önündedir. Çünkü bu sanat fuarları, her biri katılım için belirli bir ücret ödeyen bir dizi ticari galeri temelinde yapılandırılır. Fuarların önemli ayrımı da burada yatmaktadır ki fuarlarda teşhir edilen eserler fuar alanında satın alınabilir ürünler olarak karşımızdadır. Bu anlamda ev sahibi kurumla birlikte galerilerin ve sanatçıların ortaklaşa davrandığı dev bir panayır dinamiği arz eden sanat fuarları, küresel ölçekte gerçekleşen yenilenmelere kapalı ya da değişme kaygısı da gütmüyor değiller elbette. 

Bu bağlamda bakıldığında, son yıllarda fuarların, salt ticari işlev arz etmeyen küratöryal etkinliklere doğru evrilen ve proje sergileri de bünyesinde barındıracak şekilde kendilerini yenileme çabası güttükleri görünmektedir. Bu durumu, fuarların programlarına sanatçı konuşma ve okumaları, sanat kitapları ve filmleri, kamusal sanat projelerine ev sahipliği yapmaları gibi; sanat yönetimi uzmanlarının tasarrufuyla, bir dizi yenilikçi yapının dahil edilmiş olmasında görmekteyiz. Bu tür ilave etkinliklerin fuar deneyimini eskisinden çok daha çeşitli ve zengin bir hale getirdiği söylenebilir. Gene de ama bunun küresel pazarlama formüllerinden birisi olduğu ve pastadan pay alma davranışından muaf olmadığı aşikardır.

Sanat fuarlarının önce de ifade edildiği üzere sanatçının görünürlük kazanma, markalaşma vb. fırsatları yakalaması için önem arz ettiğini de unutmamak gerekir elbette. Zira günümüzde hızla artan ve çeşitlenen sanat/yapıt üretme yöntem ve çeşitliliği tepede bir çatının varlığını da elzem ve kaçınılmaz kılıyor. Öte yandan Ortaçağ’dan günümüze değin zaten ticari olan sanatın, günümüzde fuarlar ve türevleriyle kamuya sunulması anlaşılır ve gerekli görünmektedir. Ancak gözden kaçırılmamalıdır ki küresel kültür endüstrisinin güdümünde olan bu tür yapılanmalar bir takım handikapları da beraberinde taşımıyor değil. Kimi çevreler tarafından olumlu karşılansa da, küreselleşmenin kendine has dezavantajları göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü küresel sermayenin güdümünde gerçekleşen sanat fuarları vb. yapıların sanatçıyı ve üretimini formalist bir reçeteyle yönetmekte olduğu apaçık gözler önündedir. Hal böyle olunca gerek sanatçı, gerekse eseri, otantik* olma şansını yitirmekte; salt kâr amacı güden bu sanat fuarlarının diğerleriyle arasındaki ayrım bulanıklaşmakta ve her şeyi kuşatan tüketim kültürünün metalaştırma tuzağına doğru soğurulmaktadır.


Fuarlar

Tomur Atagök

Sanat eserleri ve değerli nesneler çok uzun yıllar asilzadeler ve krallar tarafından toplanmıştır. Galericilik ise müzelerden sonra, 18. yüzyılın sonunda yerini almaya başlamıştır. Sanatın toplumla buluşması ise önce müzecilik anlayışının ülkelerin kültürel zenginliğini göstermek amacıyla başlamıştır. Müzecilik bu bağlamda kültürün korunmasının gereği ile önem kazanmıştır. Araştırma, eserlerin korunmasının gereği vurgulanmış, sonuç olarak toplumlara tanıtılması gereği ortaya çıkınca eğitim ve halkla iletişimin önemi de sanatçı ile toplum arasındaki bağı kuvvetlendirmiştir. Tarihe bakıldığında İngiltere’de özellikle müzeciliğin başlangıcının toplumu eğitmeye, Fransa’da milliyetçi anlayışa bağlanarak geliştiği söylenebilir. Galeriler bu süreçten sonra toplumda yerlerini alarak, halka hizmet vermeye başlamışlardır. Sanatseverlerin sanatçıların eserlerini atölyelerinden değil, galerilerden alması bir aracının oluşmasına olumlu bir katkı getirmiştir. Sanatçı artık sadece kendi yapıtını üretecek, pazarlama işini galerilere bırakacaktır. 

Sanatseverlerin sanatçılarla temaslarının artması için önce bienallerin sonra fuarların açılmaya başlaması çok daha sonra olmuştur… Dünyaca tanınan Venedik Bienali 1895’de başladığında temel amaçlardan biri Venedik’e turist çekmekti. Yıllar boyunca önemli bir örnek olarak izlenen bu bienali daha bir çok bienal izlemiştir. En son 2017’de gördüğüm Bienal’de İngiliz sanatçı Damien Hirst’in büyük bir sergiyle dikkatleri üzerine çekmiş olması bu tür uluslararası etkinliklerin sanatçıların izlenmesi için önemli bir etken olduğunu ispatlamıştır… Bienallerin başarısı uluslararası fuarları gündeme getirdi. Birçok ülkede açılan uluslararası fuarlar küreselleşmenin sanata olabilecek katkılarını önemseyerek küratör denen kimlikleri de ortaya çıkardı. Müze küratörleri araştırdıkları nesne ve eserlerde uzmanlaştıklarından onların korunması, sergilenmesi konusunda önemli bilgilere sahip olduklarından gerçek birer koruyucu/küratördürler. Fuarlarda serbest/müzedışı serbest küratör olarak çalışmaya başlayanlar kanımca yeterli bilgiye sahip olmasalar da karar yetkilerine sahip oluyorlar. Sonuç olarak fuarlarda birçok farklı ülkelerden sanatçıların işlerini görsek de her birinin değerlendirmelerinde biraz kişisellik ve önyargının mümkün oluğunu düşünmekte yarar vardır.

Fuarlar için en pozitif değerlendirme onların toplumla ilişki kurmaktaki önemidir. Ancak hangi sanatçılar orada bulunmayı hak ediyorlar tartışması gerçek sanatseverlerin dikkatine gelse de fuarlar sanat alanında önemli gelişmelerin nedeni olacaktır. Toplumlar arasında diyaloğun kurulması fuarların katkılarıyla güçlenecektir.


Soruşturma

Utku Varlık / Paris

Çok iyi niyetli anketinizi yanıtlamadan önce genelde neler olmuş gibi bir merakla İstanbul Contemporary’nin dış etkinlikleri konusunu araştırırken gözüme ilişen geçmiş bir resepsiyon belki biraz “idefiks” ama bu konuda ne düşündüğümü kanıtladı. Dünyaca çok önemli lobinin – milyarderlerinin- yönettiği, örneğin François Pinot, Bernard Arnaud, Saatchi, İranlı Maleki ailesi vs. çekim alanına girmek için yapılanlar, belki kendi sanatçılarını da görücüye çıkartmak gibi bir iyi niyet taşısa da gerçekte bu markada yapılanlar hepsi birbirinin benzeri ve de yaratıcı boyuttan uzaktır! Geçen yıllarda doların kokusuyla İstanbul Contemporary’le flört edenler bu kez nasıl yaklaşacaklar? Başka bir örnek: bir zamanlar yine aynı niyetle İstanbul’a “Formula 1” araba yarışını büyük paralar harcayarak getirenler, bu nedenle kurulan pistler, tribünler, caka atmalar; peki ne oldu sonra? Birden aklıma Basel fuarına gelen Türk müşterilerine, fuarın yanındaki lüks bir otelin fuayesinde bir Türk bankasının VIP salonu geldi; kendi kendime güldüm! Lütfen “snop” olmayalım!

Güzel Günlerde Bir Yemek Daveti

Sanat galerisi Contemporary İstanbul’un 12’inci kuruluş yıldönümü Londra’da ünlü sanat koleksiyoncuları Fatima ve Eskander Maleki’nin evinde düzenlenen yemek daveti ile kutlandı. Londra’da 240 seçkin davetli İran asıllı Londra’da yerleşik sanat koleksiyoncuları Fatima ve Eskander Maleki’nin Mayfair’deki evinde Contemporary İstanbul’un 12’inci senesini kutlamak için bir araya geldi.

Dünyanın önde gelen koleksiyonerleri arasında yer alan ve aynı zamanda sanat hayırsever olan Fatima ve Eskander Maleki ayrıca yıllardır çağdaş sanat dünyasında tecrübesi bulunan oğulları Kamiar Maleki’nin Contemporary İstanbul’un fuar direktörü pozisyonuna gelmesini kutladılar. Davet seçkin koleksiyonerlere, sanat profesyonellerine, sanatçılara ve basın mensuplarına ev sahipliği yaptı.

Contemporary İstanbul Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ve Contemporary İstanbul Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Hasan Bülent Kahraman da davette hazır bulundu.

Davete katılanlar arasında; Francois Delage (CEO/De Beers Diamond Jewellers); Florence Uchida (Geliştirme Müdürü/Institute of Contemporary Arts); David Brolliet (Koleksiyoner); Penny Johanna Beer (Satış Direktörü/White Cube); Eugenio Re Rebaudengo (Kurucu/ARTUNER); Olga Donskova; Mustafa Tercan (CFO/Yildiz Holding); Zuhal Şeker (Global İletişim Direktörü/ Pladis Global); Mariam Al Thani Hodge (CI Elçisi/Sanat Danışmanı); Roxana Afshar (Satış Direktörü/Waddington Custot Galleries); Max Trotter Landry (CEO/The Conservation UK); Silvia Kouvali (Kurucu/ Rodeo Gallery); Vassilis Oikonomopoulos (Tate Modern/ Asistan Küratör- Collections International Art); Tala Mahjoub (PR/Gazelli Art House); Kemal Has Cıngıllıoğlu (Koleksiyoner/ CI 2017 SC Member) ; Halit Cıngıllıoğlu (Koleksiyoner); Zekiye Cıngıllıoğlu; Yeşim Turanlı (Kurucu & Direktör – Pi Artworks Istanbul/London); Nimrod Kamer (Sanat Eleştirmeni/ GQ Magazine); Natasha Arselan (Kurucu- Auc.Art), Adrian Faure (Kurucu Bosham Capital Advisors); Oliver Shuttleworth (Kurucu Oliver Shuttleworth Fine Art) and Aaron Cezar (Kurucu Direktör of Delfina Foundation) and Lady Myners (Başkan- Institute of Contemporary Art).

Açılış konuşmasında CI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli Contemporary İstanbul ailesinin yanı sıra İstanbul adına Maleki ailesine etkinliği organize ettikleri için teşekkür etti. Güreli misafirleri İstanbul’un en eski ve seçkin sanat fuarı olan CI’nin 12’inci edisyonu ile birlikte aynı hafta gerçekleşecek olan önemli sanat etkinliklerini ziyaret etmeye davet etti.

CI Fuar Direktörü Kamiar Maleki ise Contemporary İstanbul’un kutlamasına katılan misafirlere davete katıldıkları için ve İstanbul’un dünyanın en heyecan verici sanat merkezlerinden biri olması için gösterdikleri destekten dolayı teşekkür etti.

Bu sene amaçlarının bu fuarı olağanüstü uluslararası bir fuar haline getirecek değişimler yapmak olduğunu dile getiren Maleki ayrıca fuarın 12’inci ön galeri seçki listesini açıkladı. 

CI’nin bir sonraki yurtdışı daveti 11 Haziran’da uluslararası çağdaş sanat dünyasına katkı veren önde gelen kuruluş̧ ve kişilerin bir araya geldiği İsviçre’nin Basel kentinde olacak.


Sanat Fuarı Denilince

Sabahattin Şen / Köln

Nereden bakarsak bakalım sanat fuarları sanat açısından bir ölçüm odağıdır. Her gelen orada kendi içinde bulunduğu sanattaki konumunu ölçmek ister. Bu nedenle sanat fuarı denilince önce neyin düşünülmesi, neleri yapmak zorunda olduğumuzu bilmeliyiz. Sanat fuarı diye içini niteliği olmayan çalışmalarla doldurmaya kalkarsak bunun ne sanata, ne sanatçıya, ne ülkeye ne de insanlığa hiçbir yararı ve katkısı olmaz. Sanatla ilgili bir denge de oluşmaz. Oradaki galeri ve sanatçılara güvenerek yapıt alanlar yıllar sonra gerçeği anlayarak “Bunların beş paralık değeri yokmuş” diye karşınıza dikilebilir. Öncelikle bu tür etkinlikler sanatçısıyla, galerisiyle uluslararası değerde ve düzeyde bir nitelik taşımalıdır. Nitelik açısından herkese büyük bir güven vermelidir. Çağdaş ve evrensel değerler düzeyinde değilse kuşaklar boyu ilkelliğin ve sanatsızlığın acısını çekmekten öteye tek bir adım bile atamayız. Bu bağlamda evrensel sanat değerleri düzeyinde, çağdaş sanat anlayışıyla yenilikçi bir yapıdaki nitelikli fuarların ne derece yararlı olacaklarından söz edebiliriz. Bir fuar kötüyü değil; en iyi olanı örnek almalıdır. Dünyadaki ünlü sanat fuarlarına bakıldığında o fuarların sanata, sanatçılara ve sanat galerilerine ve sanatseverlere büyük katkıları olmuştur. Sanat fuarı adıyla sanat niteliğinden yoksun fuarlar üzerinde sanat adına konuşmak, boşuna yorulmaktır. 

Birçok ülkede açılan ve düşündüğümüz ünlü fuarlar nitelikli fuarlar, yol gösterici, aydınlatıcı, sanattaki çağdaş ve evrensel konumu belirleyici özelliktedir. Kendi ülkelerinde her zaman sanatın evrensel düzeyde yaşamasını sağlamışlardır. O ülkelerde çok sayıda çağdaş ve yeni sanatçıların var olmasındaki etkileri çok büyüktür. Dünyanın her yanından galerilerin bu anlamdaki katılımları, müzelerin, alıcıların, sanat yapıtı derleyicilerin, eleştirmenlerin sanatseverlerin, sanatta yol almak isteyen her yaştan kişinin sanatsal gelişimine, ilerlemesine çok büyük katkıları olmaktadır. Sanat konusunda aydınlanarak gerçek anlamda duyarlı bir toplum da yaratılmaktadır. İster sanat derleyicileri isterse sanatseverler olsun buralardan yapıtlar alarak sanata ve sanatçılara maddi açıdan hem destek sağlayacak hem de yapıtlar gerçek değerini bulacaktır. Sanat adı altında aldatılmadıkları duygusuyla sanatseverler yapıtlar satın alarak verdikleri destekle de sanat dünyasını güçlendireceklerdir. Sanata ve sanatçıya böyle bir katkı sanat piyasasında da olumlu gelişmelere neden olacaktır. 

Herkes kendi gücü oranında sanatsal yapıtları kuşku duymadan satın almak isteyecektir. Bu tür ülkelerde yeni müzeler açılarak sanat, daha da yaygınlaşmış, daha çok insana ulaşma olanağı bulmuştur. Sanatla uğraşanlar için yerini belirleme olanağı doğmuş ve kendi çalışmalarına çekidüzen vererek hangi yolu izlemesi gerektiği konusunda sorunları daha kolay çözmüşlerdir. Sanatta yapılması gerekenle yapılmaması gerekenleri daha kolay saptayabilmişlerdir. O fuarları izleyenler de yanlışlarından sıyrılarak sanata doğru bakmayı, sanatı doğru anlamanın yolunu bulacaklardır. Böylece bu ülkelerdeki toplumlarda üst düzeyde bir sanatsal dünya oluşmuştur.

Bizler iş “İstim sonradan gelsin” e bırakmazsak yapıtların ederi konusunda da gerçek anlamda sanatçıların yapıtları doğru değerlere kavuşacaktır. Dünya sanatı içinde yer alamamış olanların yarattığı niteliksizliğin de önüne geçmiş oluruz. Galeriler de her zaman olduğu gibi bundan kazançlı çıkarak sanata ve sanatçıya gerçek değerin verilmesinin öne çıkmasını sağlayarak sanata ve sanatçıya doğru bakılmasına neden olacaktır. Bir galeri bu anlamda olanakları çoğaldıkça çalışmalarını daha çok sanatçıya yayarak gençleri de yüreklendirecektir. Dar kapsamdan geniş kapsama çıkılması demek, gelecek kuşaklara günümüz sanatıyla hız kazandırmak demektir. Sanat yapıtlarının gerçek değerleri ve doğru çizgisi, sanatçılara da hız ve güç kazandıracaktır. Özellikle galeriler inişli, çıkışlı bir döngünün içine düşmeyeceklerdir. Belli değerlerde, belli bir saygınlık ve güvenirlikle yollarında gitmeyi sürdüreceklerdir. Sanat fuarlarında yer alabilmek için o düzeydeki sanatçılarla çalışma çabası içinde olacaklardır. Sanatçılar da kendilerini daha çok sorumluluk içinde görecektir.

Eğer “Sanat Fuarı” diye resim çerçiliği yapılan bir yer açılıyorsa sanatı, insanı ve uygarlığı unutun! Köln uluslararası sanat fuarı iki yıl önce ilk açtıkları fuarın kataloğunu yayınladı. Elli yıl öncesini gözler önüne seren bu ilk fuarda nitelikten hiçbir ödün verilmemiş. O yıllarda fuara katılan sanatçılar günümüzde neredeyse klasik sanatçılar arasına girmiş birer ünlü dünya sanatçıları arasında yer almışlardır. Böylesi nitelikli fuarlar sanatçıların gerçek değerini bulmasını ve dünyaca ünlenmesini sağlıyor. Bu fuarlara kaç galerimiz katılıp kaç sanatçımızı üne kavuşturdu? Bizde kaç kişi bu konumdadır? Evrensel ölçüdeki değerler evrensel ölçülerdeki nitelikli anlayışla elde edilir.

Nitelikli sanat fuarları, sanattaki olumsuzlukları ortadan kaldırır.


Salon ve Fuar

Onay Akbaş / Paris

Modern sanatın başlangıcından bugüne, çok uzun yıllar boyunca yaşayan sanat’ın “Tansiyonu”, “Salon” diye adlandırılan alanlarda ölçüle gelmiştir.

Sanata yön verip yeni biçimler öneren “Yeni”ler de yine bu alanlarda yeşerip boy atabilmişlerdir. 

Sanat salonları, “Salon de la peinture et sculpture, Salon des refusés, Salon des independents, Salon d’authomne, Salon des artistes française ve daha sonraları, Salon de mai, mac 2000” gibi salonlar hep yaşayan sanatın nabzını tutan bir buluşma, paylaşım alanları olagelmişlerdir.

Fuarlar ise, endüstri toplumunun ihtiyaçlarından doğmuş, üretilen “ürününün” uluslararası aktörler aracılığıyla alınır-satılır “meta” haline dönüştürülme niyetinin ilgili oyuncularını bir araya getiren “pazarlar” olma iddiasıyla ortaya çıkmıştırlar. 

Bu yönüyle sanat salonları daha çok “yerel” ve sanatın yaratıcıları ve onu takip edip izleyenlerin “buluşma ve keşif” etme yerleri olarak hala varken, sanat fuarları ise, sanatı üreten ile onu uluslararası “pazarın” aktörleri ile buluşturup pazarlama alanları olarak ortaya çıkmışlardır. (Örn: Fiac-1974)

Yani bu yönüyle sanat salonlarında genellikle yeni ve yeniye dair eserler yer alır ve bunun keşfine çıkılırken, fuarlarda ise, çoğunlukla “keşif” yerine birkaç kez el değiştirmiş sanat eserlerinin, yine sanat profesyonelleri (Galeri ve art dealer) tarafından uluslararası sanat endüstrisinin ve Kapital’in beğenisine sunulup eklemlendirildiği “olay-mekan” ları halinde ortaya çıkmışlardır.

Unutmamanız gereken en önemli nokta ise “sanat salonları” akademizmin ve dolayısıyla sanatta “Geleneğin” yıkılması noktasında çok önemli roller oynayıp, burada tamamını sayamayacağım (Empresyonizm, Kübizm, Fovizm, Dada, Art Dekoratif vs.) sanat akımlarının da doğduğu alanlar olarak sanat tarihinde belirleyici rol oynayagelmişledir. Sanat fuarları ise, bu sanat akımlarını doğuran sanatçıların, diğer yaşayan, “kabul görmüş” sanatçıların eserleriyle harmanlanıp, genellikle uluslararası sanat kurum, koleksiyoner ve eğilimlere yön veren sanat tüketicilerine sunulduğu ve Kapital ile buluşturulduğu pazar ve sanat borsalarının nabızlarının tutulduğu alanlar olarak karşımızda durmaktadırlar.

Açıkçası salonlar “Yeni ve Yaşayanı” keşfedip ortaya çıkartma ve “geleneği” sorgulama iddiasıyla var olan çıkışları öncelerken, fuarlar ise, “Geleneğin” korunup “Borsasını” oluşturma ve uluslararası sanat borsası ile ilintileme çabalarını önceleyen alanlardır. Yani hedefi “yeni” keşfetmek değil, var olan ya da bir şekilde var olabilmiş olanı koruyup onu kalıcı kılma niyetlerinin tüm sanat aktörleri tarafından büyük bir enerji ile savunulduğu “Anlardır”. Bu yönüyle demokratik çıkışlar değil, “Paranın hafızasının” parlatıldığı ve sanatın “iktidar olanla” eklemlendiği alanlar olarak vücut bulurlar. Salonlar ise, daha “Yeni ve Keşfi”, yaşayanı önceleyip pazar olmadan nispeten uzak, sanatın özüne dokunan aktörlerin birer “Buluşma” alanları olarak sanatın öyküsünde yerlerini almışlardır.

Yaşadığımız son yarım yüzyılda, neden sanat akımlarının ortaya çıkıp yeşeremediklerinin açıklaması da aslında, bu iki sunuş biçimlerinin evrimlerinde aranması gerekir. 

Ülkemizde ise bu “Salon-Fuar” sanat macerasını, yani geleneğin kırıldığı ve keşiflerin, sanat akımlarının doğuş maceraları ve oralardan çıkan sanat eserlerinin Fuarlar yoluyla uluslararası “sanat borsalarına” ve Kapitale eklemleme ve dolayısıyla “para edeni” koruyup “yerleşik değer kılma” çabaları ışığında Fuarları sorgulamadan, sanatta iktidar olma ataklarının niyetlerini kavrayamadan sanat atmosferimiz, yaşayan sanat aktörleri için hep boğucu bir hal alacak, zaten var olan hastalıklı şizofrenik durum, gel-git’lerle daha çok zaman kaybettirici, oyalayıcı, avutucu pansuman etkisi ile iddiasız bir sanatın iddialı “piyasası” olarak var olmayı deneyecektir.

Fuarlar… Fuarlar… Fuarlar…

Abdülkadir Günyaz

Fuarlar, fuarlarımız için bunca yıllar nice çok şeyler söyledik, yazdık… Neredeyse otuz yılı bulmak üzere ilk göz ağrımız TÜYAP Sanat Fuarı, Tepebaşı’ndaki o şipşirin mekânda… Sonraları Ankara da girdi devreye, önce ÇAĞSAV’ın AnkaArt Sanat Fuarı ile, daha sonra da ArtForum Ankara ile…

İşte bu üç fuar hepimizi, genci, yaşlısı ile fazlasıyla heyecanlandırıyordu ki zaman zaman bizler de kimi görevler üstlenmekten geri kalmıyorduk, kimi arkadaşlarımızla birlikte… Az önce ifade ettiğim gibi öncelikle TÜYAP söz konusuydu, tüm yurttan pek çok galeri gibi İtalyan ve Fransızlar da yoksun kalamıyorlardı o heyecandan… Ve bu fuar, gerçi bir oranda hep sürdüre geldi ama hele o yıllar, sanat insanları, sanatseverler onurlandırılırken gençleri de teşvik edici, heyecanlandırıcı Sanatçı, Eleştirmen, Koleksiyoner ve Sanatsever Kurum Onur Ödülleri ve genç sanatçı, genç eleştirmen yarışmaları misali değerbilir ve heyecan verici etkinliklerle donatılmıştı… Kısaca özetlersek bu fuar yalnızca ticari bir olay değil insanların sanatla kaynaştırıldıkları bir fuardı.

Şimdi tarih olan AnkaArt’ın ilk açılış günlerini de nasıl hatırlıyorum bir bilseniz… Zira İstanbul’dan, abartısız, sanırım en az on galeri büyük heyecan içinde koşturmuşlardı, tıpkı ön ayak olanların heyecanları gibisinden… Ve orada da kısmen benzer etkinlikler yer alıyordu, söyleşiler, paneller yanı sıra… Tabii rahmetli arkadaşım Kaya Özsezgin’i de bu vesileyle bir kez daha anıyorum…

Sonra ArtForum Ankara’da, Atatürk Kültür Merkezi’nde girmişti devreye. Güzel günlerdi tabii ve şimdi de bir başka dostu, Adnan Turani’yi anmadan edemiyorum… Derken bu fuarımız da ömrünü tamam etti; ne var ki Bilgin bey, dört yıldır bir başka ve daha modern bir alanda ve bu defa ArtAnkara adı altında her yıl biraz daha güzelleştirerek yeniden sürdürüyor bu sanat sevdasını…

Ve geldik yeniden İstanbul’a ve tabii Contemporary İstanbul’a… Bu arada iki yıl Haliç Kongre Merkezi’nde tümüyle yurt dışından ve muhakkak ki başarıyla organize edilen, fakat amaçladığı çok daha büyük kazançların uzak bir hayal olduğunu fark edince çekip dönen bir başka fuar ile Metin Ariyel’in iyi niyetli denemelerini de hatırlamadan edemeyiz… Evet, Contemporary büyük bir heyecan yaratmakta gecikmedi kuşkusuz ve hâlâ o heyecan devam ediyor tüm ticari başarısıyla… Üstelik öylesine bir tanıtım yapıldı ki Contemporary’den uzak kalmak neredeyse sanattan uzak kalmak gibisinden algılanır oldu. Fakat kanımca tam bir şov alanıdır bu müstesna fuar… Ve tabii katılımı, hele dolar hesabıyla yüksek meblağlara yöneliktir, hatta giriş ücretleri bile… Hatta her yıl seksen, yüz bin ziyaretçi tarafından izlenildiği ifade edildiğine göre ki bir yıl içinde tüm galerilerimizi ziyaret edenlerin sayısı bile bu rakama yaklaşamaz, ticari başarısı elbet her şeyin üstündedir dememiz yanlış olmaz sanırım.

Evet, fuarlar hangi açıdan bakarsak bakalım, tabii ki çok faydalıdır sanatın yaygınlığı ve tanıtımı açısından… Öyle ki ister TÜYAP misali daha amatör yaklaşımlar içinde olsun, ister Contemporary gibisinden âdeta ticari amaçlı olsun, ya da ArtArkara gibi iyi niyetini hiç kaybetmemiş olsun, tabiidir ki sanata ilgi duymaya hazır kitleler için elbet “bulunmaz nimet” kimliklerini hep koruyacak, zaman içinde kuşkusuz daha da ileri götürüleceklerdir… Elbet eleştirelim, yanlış yönlerini vurgulayalım, ama büyük kitlelerle buluşmaları açısından haklarını da teslim edelim.

Hem hatırlayalım ki şimdilerde sanat, bizim bildiğimiz gibi sanatçı ve sanatseverin değil fakat işadamlarının ve iş adamlığına dönüşmüş sanatçıların alanıdır.


Sanat ve Fuarı

Nezih Çavuşoğlu

Sanat Fuarlarının geçmişi çok eskilere dayanır. Tarihi incelediğimizde ilk fuarların Paris’te yapıldığını görürüz. 1913 yılında New York’ta gerçekleştirilen Armory Show tüm bu fuar etkinliklerinin modern anlamda temel başlangıcıdır diyebiliriz. Kendi zaman diliminde ve bir sanatçı duyarlılığı ile baktığım zaman öncülüğünü ABD’nin yaptığı sanat fuarlarına ilk başlarda çok sıcak bakmamıştım. Zira; sanat eserlerinin sükûnetin hakim olduğu saygın bir ortam içerisinde sergilenmesi ve izlenmesini daha doğru buluyordum. Bu tür ortamlar izleyici ile sanat eseri arasında karşılıklı etkileşimlerin yaşanmasına olanak sağlar. Bunun için de doğru adresler elbette galerileridir. Sanat eserlerinin, basit birer ticari emtia gibi sunulması fikri gençlik yıllarımda bana çok sıcak gelmiyordu. Ancak; çağın gereği, tüketim ekonomisinin körüklenmesi ve sanatın daha geniş kitlelerle buluşması için sanat fuarları kaçınılmaz oldu. Zira; sanatla pek ilgisi olmayan pek çok servet sahibi yeni burjuva sanat fuarları sayesinde sanata ilgi duyar hale geldi. Belki bundan daha da önemlisi geniş kitleler ve özellikle gençler sanat eserlerini inceleme fırsatını elde ettiler. Netice itibarı ile sanat fuarları büyük bir açığı kapattı ve çok faydalı oldular. Bunu asla inkâr edemeyiz. Fuarlar sanatçıların, küratörlerin, koleksiyonerlerin, galericilerin ve tüm izleyicilerin buluştuğu bir platform haline dönüştüler. Bu platformlar doğal olarak sanat dünyasının her anlamda gelişmesine hizmet ettiler. Sanat hürdür. Sanata zincir vurulamaz. Fuar organizasyonu şirketlerinin bazı etik kuralları olabilir. Bu kurallar açık ve sarih olmalıdır. Bu kurallara uymayan sanatçı ve galerileri bu kurumlar reddedebilir veya bazı konseptlere kendilerini kapalı tutabilirler. Ancak her şart altında kurallar açık ve sarih olmalıdır. Katılım koşullarını her anlamda yerine getirmiş olan bir galeri ve sanatçıları fuar şartları ve koşulları altında kendilerini arzu etikleri şekilde sergileyebilmelidir. Herhangi bir kıstas olarak belirtilmemiş, etik kurala dayanmadan veya herhangi bir tatmin edici açıklamayı yapmadan, bir eserin, bir sanatçının veya bir galerinin reddedilmesini anlamak mümkün olmadığı gibi, bu doğru ve demokratik bir tutum da değildir. Bu hassas bir noktadır. Sonuçta fuara katılan bir galeridir ve o galerinin anlaşma imzaladığı sanatçıları vardır. Herkesin buna saygı duyması gerekir diye düşünüyorum. Açık ve sarih, yazılı olarak belirtilmiş etik kurallara ve fuar organizasyonunun oluşturduğu kendi kurallarına uyan her sanat eseri, galerisi tarafından rezervasyonu yapılmış ve ücreti ödenerek kiralanmış fuar alanlarında sergilenebilmelidir. Elbette zor bir konu. Fuar şirketlerini de anlayabiliyorum. Ama, bazı hassas noktalara dikkat edilmelidir. Bir jüri tahsis edilecek ise bu gerçekten bağımsız bir jüri olmalıdır. Jüri üyeleri galerileri seçecek kişiler olacağına göre, kendileri galeri sahibi veya emekli galerici olmamalıdır. Seçilecek galeride aranması gereken en önemli kurallardan birisi, galerinin sanatçısının arkasındaki duruşu ve o sanatçı ile hangi proje ve sergilere imza attığı konusudur. Çok açık, sarih ve yazılı kıstasları olmalıdır. Sübjektif hareketlerle, sübjektif davranışlarla bu iş yapılmamalıdır. Yurt dışından dekoratif objeleri getirip, bunları sanat eseri diye sunan pek çok yabancı galerileri görmek mümkün. Bu noktada da çok daha seçici olunması gerekir diye düşünüyorum. Sanat fuarlarında, çıkış yapan genç sanatçılara daha fazla yer verilmesi gereğine inanıyorum. Bunun diğer bir faydası da fiyat noktasındadır. Daha geniş bir kitleye alım yapma imkânı yaratır. Zira çıkış yapmakta olan bu genç sanatçıların fiyatları çok daha makul seviyelerde oluyor. Fuara katılan galerinin, dizayn, asım ve sunum noktasında çok daha titiz olmaları gerekir. Bu fuarın kıstaslarından birisi olmalı diye düşünüyorum. Panayır havasında galeriler var. Bu galerilerin tavrı ve yanlış yaklaşımı tüm fuar alanını etkileyebiliyor. Genel anlamda ve uluslararası bazda güzel İstanbul’umuzda bir tane fuarımız var. O da Contemporary İstanbul. Tüm iyi niyetli tenkitlere rağmen, ben Contemporary İstanbul organizasyonunu başarılı, faydalı ve fevkalade gerekli buluyorum. Contemporary İstanbul bir ilkti. Çok yol aldı. Bugün bir İstanbullu olarak gurur duyuyorum. Umarım başka uluslararası sanat fuarları da İstanbul’da yerini alır. Çünkü sanat fuarları İstanbul’a çok yakışıyor.